"yazıları" ile Etiketlenen Konular
Murat BAŞARAN
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa… Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli. Ekmek her zaman ekmek gibi…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restaurant...
Anne ve Babalara
Kalabalık konferans salonunda, mesleğinin doruğunda bir avukat, o gün mezun olacak hukuk öğrencilerine hitap etmek üzere kürsüye geliyor. Herkes meslekten söz edeceğini zannederken O, hayatı anlatıyor:
“Hepiniz kişisel yaşamınızı bir kenara koyup çok çalışabileceğinizi kanıtladınız” diyor bilge hukukçu… Ama unutmayın ki, ölüm döşeğindeki birisi ‘Keşke işime...
Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı…
Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde,
Deniyordu ki ; “ arada bir çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale
geldiğini düşündüğünüzde kendinize on dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi
düşünün “ …
Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım…
Ben girişin akabinde...
....................................................
Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Ansızın geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı...
“Birazdan kudurur deniz
birazdan dalgaların sırtından
üst üste fışkıran rüzgarlar
bir intikam gibi saldırınca üstüne...
yüzüne şarkılar çarpar
yüzüne şiirler çarpar ağlarsın,
sen artık, sen artık buralarda duramazsın”
Yalnızlık insanı yorar...
Etrafındaki her şeyin farkına varırsın. Üzerinde yemek yediğin masayı, yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyeleri ne zaman aldığını hatırlarsın birden. Tavanın köşesindeki örümcek ağını fark edersin. Bir sineğin...
Durun Kalabalıklar!/bu Yol çıkmaz Sokak!..
Böyle haykırmıştı merhum Üstat Necip Fazıl
Görünen o ki kimsenin bu haykırışı dinlemeye niyeti yok...
Hele ki Müslümanların...
Dünyaya madde nazarıyla bakan, yaşadığı her şeyi somut değerler zaviyesinden anlamlandıran ve yapıp ettiklerinin yanına kâr kaldığını düşünen insanların, zulmün dibini bulmakta hiçte zorlanmıyor olması doğrusu anlaşılır bir şey.
Anlamakta asıl güçlük...
Ali Hakkoymaz
Bak, yine “nefes” aldım! Ne lezzetli her nefes!
Ziya Osman da farkında alıp verdiği nefeslerin: “Alıp verdiğin her nefes; birbirinden mukaddes!” diyor.
Kaç nefes aldın şu âna dek!
Aldığın nefesler kadar dünyan oluyor.
Alamadığın nefeslerde görmüyorsun gökyüzünü!
Nefeslenirken ayrılıyor; kavuşuyoruz…
Canımız sıkılıyor ya da seviniyoruz nefes alıp verirken…
“Ne var bunda?” diyebilirsiniz de… deyin! Çok şey…...
Artık Eylül güzelim...
Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin.
***
Şimdi üzgünüm...
Son yapraklarını da rüzgara teslim etmek üzere olan çırılçıplak bir ağaç gibi, rengimden ve neşemden eser yok...
Yalnızım...
Biliyorum; bunu ben yapıyorum.
Ama elimde değil.
Benim baktığım yerden hayat böyle gözüküyor ve başka bir açıdan bakmaya gücüm yok!
Zamana...
KISKANÇLIK İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİDİR
İnsanlık tarihinde ilk cinayetin kardeş kıskançlığı yüzünden işlenmesi bu konuyu ciddiye almamızı gerektiriyor. Kabil, babası tarafından sevilen kardeşi Habil’i o kadar kıskanır ki, kıskançlık ateşini ancak onu öldürerek söndürmeye çalışır. Hz. Yusuf’un kardeşleri de kıskançlık duygusuna yenik düşerler, gezmeye çıkarma bahanesiyle götürüp onu evlerinden uzak bir...
