"edebiyat" ile Etiketlenen Konular

Geldi artık çekip gitme zamanınız Nerede isterseniz orada ölün ama ölmeyin aramızda Yapılacak işlerimiz var toprağımızda Burada bizimdir mazi Bizimdir hayatın ilk sesi Bizimdir bugün, bizimdir gelecek Burada bizimdir dünya ve ahiret Çıkıp gidin toprağımızdan Denizimizden, karamızdan Buğdayımızdan, tuzumuzdan, taşımızdan Defolun her şeyimizden! Defolun Belleğimizdeki anılardan Ey yürüyenler eğreti sözcükler arasında! Mahmud Derviş
Tek bir harf... Bir harf ama bütün harflerden müteşekkil nice cümleler onun yanında acze düşüyor... Arapçadaki ‘la'dan söz ediyorum. Öyle bir harf ki bu, insan hayatının, ya ebediyete giden mecra veya inkisarla sonuçlanan bir macera olmasını sağlıyor. Çocukluğumdan beri imanın, neden bir olumsuzlama ile başladığını düşünmüşümdür... La diyerek başlayan bir iman etme... Sonra...
Hatırlayın bakalım: İlk ne zaman ağladınız?.. İlk ne vakit merhaba dediniz komşunuza?.. İlk orucu kaç yaşında tuttunuz? Sahur davulunu ilk ne vakit duydunuz? İlk kelimeyi kaç yaşında okuyup yazdınız, neydi o? ••• İlk duanız...
BENDE NE VAR? MURAT BAŞARAN Bir okyanusa düşer gibi düşmek ölüme; yüzme bilmeden... Bir kabusun ortasında uyanmayı aramak acizce... Renkleri aramak siyahta boğulurken. Baharı aramak... Nefes almayı veya... ••• Bu soğuk.. bu sert.. bu kalın duvarın ardında ne var? Son değildir ölüm... Müjdedir belki hatta... Duvarın ardında ne var? Bende ne var? ••• Bulutlarda yalınayak koşar gibi kavuşmak ölüme... Aşkı bulur gibi... Aşkı yaşar gibi... Bir çiçek...
SÜRÜP GELEN ÇAĞLARDAN Yeryüzü bana mescit kılındı Ant verdim toprak şahit tutuldu Her sabah her öğle her akşam İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak Seslerden bir sesle fırınlanıp Sulardan polatlanan benim. Geldim durdum önünde işte bir anıt gibi Sıyırarak sırtımdan bir yılan giysisini. Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde. Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde Bir yabancı...
HESAPLA HADİ ! Murat Başaran Birlikte yürüdüğümüz yolun uzunluğunu değil, yaşadığımız yolu hesapla! Ben sana yağmur yağarken, gökyüzüne bakıp sevinmeyi öğrettim! Sevinmeyi hesapla! Gün gelir; ölürüm... Yokluğumu hesapla! Kainat boşluğunun sonsuzluğunda ritmik bir noktacık; dünya... Koca dünyada ritmik bir noktacık; kalbim... Rabbimin “Hiçbir yere sığmam; oraya sığarım” övgüsüyle yüce... Ve ama, hırsının örsünde vahşice; Kırılmayı hesapla! Başucundaki eski bir kitap gibiyim çocukluğunu...
Anne ve Babalara Kalabalık konferans salonunda, mesleğinin doruğunda bir avukat, o gün mezun olacak hukuk öğrencilerine hitap etmek üzere kürsüye geliyor. Herkes meslekten söz edeceğini zannederken O, hayatı anlatıyor: “Hepiniz kişisel yaşamınızı bir kenara koyup çok çalışabileceğinizi kanıtladınız” diyor bilge hukukçu… Ama unutmayın ki, ölüm döşeğindeki birisi ‘Keşke işime...
Bazen yazmak istemez insan; Kelimelerin taşıyamayacağı ağırlıklar olduğunu düşünür. Cümle kuramaz, kurar kurar bozar. Hiçbir cümlenin tam olarak doğru anlamı veremiyeceği kanaati yerleşir içine, her nedense. Bazen yazmak istemez insan; Konuşmak istemez, söyleyeceği her şeyi teker teker susmak ister. Suskunluğa sığdıracaklarının, sözlerle; boş sayfayla ifade edeceklerinin, yazıyla heba olmasından korkar. Bazen yazmak istemez insan, Düşünüp içine...
Bir  zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı… Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde, Deniyordu ki ; “ arada bir çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize on dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün “ … Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım… Ben girişin akabinde...
Sayfa başına git