"edebiyat" ile Etiketlenen Konular

“Birazdan kudurur deniz birazdan dalgaların sırtından üst üste fışkıran rüzgarlar bir intikam gibi saldırınca üstüne... yüzüne şarkılar çarpar yüzüne şiirler çarpar ağlarsın, sen artık, sen artık buralarda duramazsın” Yalnızlık insanı yorar... Etrafındaki her şeyin farkına varırsın. Üzerinde yemek yediğin masayı, yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyeleri ne zaman aldığını hatırlarsın birden. Tavanın köşesindeki örümcek ağını fark edersin. Bir sineğin...
Cihadı anlımızın çatına vurduk Önce şahadeti koyduk Her sabah duamızın başına Gülü çizdik gözbebeklerimize Gözbebeklerimizden serptik En güzel insanlığı insanlara Bir ak anlımız var güvendiğimiz Kırmızı bir kan lekesi sıçramış Şah damarımızdan tam ortasına Ve en önce biz varacağız Arasata kardeşlerim Gideceğiz ve en önce biz Havzın yanında bekleyen Peygamberin yanına Çünkü biz Cihadı anlımızın çatına vurduk Önce şahadeti koyduk Her sabah duamızın başına Bütün varım toplasam sonra...
................................ Taş taş değil bağrındır taş senin Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin Bir katılıktı dinamit söyle söker mi yürekleri Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin Kazmayı kayalare değil kalplere vur ey Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin Anne seninle bağrın döğer gidermi acı Hanidir Ferhat'tan aldığın ders taş senin Sende mi taşla bir oldun...
Ali Hakkoymaz Bak, yine “nefes” aldım! Ne lezzetli her nefes! Ziya Osman da farkında alıp verdiği nefeslerin: “Alıp verdiğin her nefes; birbirinden mukaddes!” diyor. Kaç nefes aldın şu âna dek! Aldığın nefesler kadar dünyan oluyor. Alamadığın nefeslerde görmüyorsun gökyüzünü! Nefeslenirken ayrılıyor; kavuşuyoruz… Canımız sıkılıyor ya da seviniyoruz nefes alıp verirken… “Ne var bunda?” diyebilirsiniz de… deyin! Çok şey…...
Artık Eylül güzelim... Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin. *** Şimdi üzgünüm... Son yapraklarını da rüzgara teslim etmek üzere olan çırılçıplak bir ağaç gibi, rengimden ve neşemden eser yok... Yalnızım... Biliyorum; bunu ben yapıyorum. Ama elimde değil. Benim baktığım yerden hayat böyle gözüküyor ve başka bir açıdan bakmaya gücüm yok! Zamana...
Vakti vardır... Ve can çeker. Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan, lezzet katan dostlardır. Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir. Yalnızlığa hüzün taşır çay... Sohbete muhabbet... ..... Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım; mesele şudur: Bir bardak...
.................................................................. Eskiden yeterdim kendime, artardım bile… şimdi ne yapsam nafile… ve kim demiş ”can eskimez” diye.. Bu can tedirgin tende.. Can da eskimiş Ben de…
Büyük bir kitab, kadri büyük bir meleğin diliyle kadri büyük bir elçinin eliyle kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece.. I. bu gece kadrinin bilindiği gece.. bu gece kadrini bilmen gereken gece.. bu gece kendinden fazlası olduğun gece.. bu gece varlığının göklere taştığı gece... bu gece.... Erişilmeyen raflardan sofrana indirilenin...
.............................................. Sabah… Yeni bir gün (Elhamdülillah…) aydınlık/ hayat dolu… Kuşlarıyla, bulutlarıyla, rüzgârı, soğuğu- serini veya ılıklığıyla… Sabah… Kahvaltı (Elhamdülillah…) çay ve ne olursa… Sabah… Hayata upuzun bir gün daha… (Ya Bismillah) kapıdan çıkmak… (Selamünaleyküm/ Hayırlı sabahlar…) dostlara gönül uzatmak, yeniden başlar gibi muhabbete, yeniden başlamak yaşamaya… Ve bir iş (Elhamdülillah…) çorba parası da olsa… Kepenkleri açmak (Ya Bismillah…)...
Sayfa başına git