Güzel yazı

  Doktora gitmeye korkan insanlar görürüz etrafımızda.  Hastalardır, acı çekiyorlardır. Bunu bildikleri halde, en çok doktorun ağzından duymaya korkarlar hasta olduklarını. Henüz tanısı konmamış hastalıklar, tanısı konmuş hastalıklardan daha çok ümitlendirir insanı. Teşhis koyuldu mu bir kere hastalığa, kabullenmek gerekir çünkü. Artık adı konmuştur, hastalıktır, bellidir, kabullenmekten başka bir çare bıraktırmaz insana. Halbuki...
Gün gelir, herkes ve her şey gibi unutulurum; Hâlihazırda unuttuklarım gibi unutulurum. Unuttuğumun bile farkında olmadığım gibi sessizce, kendiliğinden unutulurum ben de. Kaybolurum unutanın kalbinden. Unutanın kalbinde ölürüm. Mezarlarının yeri bile unutulan garibanların, duadan rızıklanmayı beklerken düştükleri garipliği bile zamanla unuttukları gibi.. Unutulurum ben de… İlaç alma saatinin çoktan geçtiğini unutan, sonradan bu...
Allahın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun Allah nuruyla sizlere saadet versin Hep orada buluşurduk ya ...Hani güzel günlerimizin geçtiği sevgiden dostluktan tad aldığımız o yer.. Temiz kalplerimize semadan huzurun aktığı Allah sevgisiyle bir araya geldiğimiz o yer. Güler eğlenir gibi eğlenceli besmeleyle başlayıp da dillerimiz ve kalplerimizin devamında huzura erdiği lahazaatı yaşadığımız o yer...
Aman da Herkes Görsün Derken… Yazıma bir okuyucumdan gelen mesajla başlamak istiyorum. Mesaj şöyle: “Bu zamanlarda aklıma bir şey takıldı size yazmak istedim. Dindar kızlar (cemaat mensubu, pardüseli sohbetlere katılan işin bilincinden olanlar) face ve twitter gibi sosyal sitelerde profil resimlerini Maher Zaim, Sami Yusuf, Ronaldo, Kıvanç Tatlıtug , Furkan Doğan...
"Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer" (Tevfik Fikret) Mîrim, bilir misin, kadın bizim an'anemizde beyaz bir çiçek gibidir, mavi bir ışık gibi; hani el değince bozulan ve gölge düşünce küsen... Lekesi olmaz kadının ve asla leke kondurulmaz. Böyle kavl ü karar kılınmış ezelden mîrim, böyle yazılmış alnımıza emanet kaderleri. ...
Hayata rastgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır. Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık... Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp ‘Çok şükür bugünü...
Aşka ilişkin sözler hiç tükenmez. Kelimeleri onun ,temiz ve anlaşılır olmalı. Hayvanların bile anlayabileceği kadar sadedir aşkın dili. Şöyle tarif edilir aşk: Dağları yerinden oynatabilecek iman olsa ve aşk olmasa hiçsin. Aşk sabır ve kibarlık. Kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Kaba asla değildir.Yanlışları kaydetmez (merhamet burada devreye...
Gaflet, Yâr’e sû-i zan edenin pençesidir. Hikmet, Yâr’e hüsn-i zan edenin lehçesidir. & Ey aşka ulaşasıca! Aşk olsun! Derdine, aşktan başka derman mı arıyorsun? Sen onu üç harften ibâret bir kelime sayma, iyi oku. Yâr ile sohbet ederken doygunluk hissetmekten Allah’a sığın. Suya hasret kalmış bir toprak...
TRT Haber´de ´´Son Değirmenler´´ isimli belgeseli izliyoruz. Yaşlı, beli bükük insanların, eskimiş değirmenleri ayakta tutma mücadeleleri gerçekten izlenmeye değer. Düşünüyorum da, eskiden ne güzelmiş herşey. Emek harcanarak, besmele çekilerek toplanan buğdaylar, alın teriyle çekiliyormuş değirmenlerde. Artık kalmadı böyle değirmenler, bir dahaki nesile asla geçmeyecek. Çocuklarımız değirmenin ne demek olduğunu, nasıl...
Sayfa başına git