Güzel yazı

Bugün şöyle üzeri bol köpüklü mis gibi kokan kahvemizi yudumlarken geçmişin bildiğimiz bilmediğimiz hatıralarına kulak verip kimini hasretle kimini de hayretle yâd etmeye davet ediyoruz sizleri. Bu kısacık zamanı paylaşırken o küçücük fincanın asla geçemeyeceğimiz kırk yıllık hatırı, bizlere yıllarca süreceğini umduğumuz bir dostluğun eşiğinde olduğumuzu düşündürüyor. Bunca...
Anne ve Babalara Kalabalık konferans salonunda, mesleğinin doruğunda bir avukat, o gün mezun olacak hukuk öğrencilerine hitap etmek üzere kürsüye geliyor. Herkes meslekten söz edeceğini zannederken O, hayatı anlatıyor: “Hepiniz kişisel yaşamınızı bir kenara koyup çok çalışabileceğinizi kanıtladınız” diyor bilge hukukçu… Ama unutmayın ki, ölüm döşeğindeki birisi ‘Keşke işime...
İnsanların en câhili, bildiğini terk edendir, en âlimi ise bildiğiyle amel edendir. İnsanların en faziletlisi ise de Allah’tan en çok korkandır. (Süfyan İbnu Uyeyne) İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşacakken susmak; susacakken konuşmak.(Sadi-i Şirâzî) İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın asıl vazifesi, iman ve duadır. Başkalarının bilgisi...
Bazen yazmak istemez insan; Kelimelerin taşıyamayacağı ağırlıklar olduğunu düşünür. Cümle kuramaz, kurar kurar bozar. Hiçbir cümlenin tam olarak doğru anlamı veremiyeceği kanaati yerleşir içine, her nedense. Bazen yazmak istemez insan; Konuşmak istemez, söyleyeceği her şeyi teker teker susmak ister. Suskunluğa sığdıracaklarının, sözlerle; boş sayfayla ifade edeceklerinin, yazıyla heba olmasından korkar. Bazen yazmak istemez insan, Düşünüp içine...
Bir  zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı… Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde, Deniyordu ki ; “ arada bir çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize on dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün “ … Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım… Ben girişin akabinde...
Esir olmus bileklerimiz, elimiz, ayagimiz Esir olmus goren gozumuz, isiten kulagimiz Bir gun daglar, yurur daglar Bir gun gunes fersiz kalir Tum yildizlar dokulur yere Yer soyler haberini Adimlar bin meydana yonelir Bedenler tas kesilir Sorulur bir gun Sorulur bir bir Sorulur bir gun, sorulur............
................................................................................ Can çekişiyorum zamanın kıskacında,sancılarım bana unutturuyor kendimi Kayboluyorum ağrılarım içinde,etime bıçak gibi saplanıyor sızılarım. Ne gelecek hayallerim aklımda ne bitmez telaşlarım… Bazen sadece bir baş ağrısı yenik düştüğüm,bazen bir kaç derece fazlalık;ateş… Bu kadar yeter çok önemli planlarımı (!) alt üst etmeye Sonrasını geç ! Kıvranırken,ellerimi sıkıca bağlamışım kendime. Elim uzanmıyor sevdiklerimin ellerine,onların ellerinde tutunamıyor. Kendime anlatıyorum...
.................................................... Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Ansızın geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı...
“Birazdan kudurur deniz birazdan dalgaların sırtından üst üste fışkıran rüzgarlar bir intikam gibi saldırınca üstüne... yüzüne şarkılar çarpar yüzüne şiirler çarpar ağlarsın, sen artık, sen artık buralarda duramazsın” Yalnızlık insanı yorar... Etrafındaki her şeyin farkına varırsın. Üzerinde yemek yediğin masayı, yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyeleri ne zaman aldığını hatırlarsın birden. Tavanın köşesindeki örümcek ağını fark edersin. Bir sineğin...
Sayfa başına git