Şiir

ANLADIM Can Yücel Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,Kendi yolumu çizdiğimde anladım. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım… Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha...
Uzak Murat Başaran Çok uzaktayım şimdi... Oyun bitti. O telaşlı ve heyecanlı kalabalık... Sonra sahnedeki macera... Bitti... Salon boşaldı. Işıklar söndü. Herkes gitti. Ben buradayım. Ve burası çok uzak... *** Elimde bilet... Yanlış yer için... Yanlış zamanda... Gecenin dipsiz kuyusunda. İstasyonun yapayalnızı... Yarın sabaha kadar soğuğun ve ıssızlığın... Gün...
Kapatın gözlerinizi Ve karanlıgı seyredin Mekkede bir gece Yorgunluk havada Gariplik suda Simsiyah bir sessizlik Uyku bile uykuda Kâbenin hatim kısmında Yani üzre yatan biri var Yıl hüzün yılı Vefakâr eş, Haticet-ul Kubra yok. Kâbenin hatim kısmında Yani üzre yatan biri var Teselli arayan kalb Hüzünle çarpan kalb O,nun kalbi. Ve ayak sesleri Yıldızlar isildiyor Bu ayak sesleri göklerden Yol veriyor yıldızlar Semâdan inenler var. İzin verseydi Allah, Kâinat inerdi yere Çünkü Kâbenin hatim...
Gözleri göğü tutan bir ışık: Gülüyor, göklerde kanı kaynaşık... Feza süzülüyor kirpiklerinden. Başında bir bulut... Sâhi"! Yürür, durur, gider, bekler Bulut değil, yâ İlâhî! Taç tutuyor O'na gökler... Ve fikir, dipsiz fikir, ebedilik süresi... Kum tanesinden küçük, bastığı arz küresi... Kur'an esrar oluğu Sonsuzluğun soluğu İsrâ... gece gitmek... Kur'an da ismi Bir yolculuk... İsrâ Zamandan mekandan âzattır cismi İlahî ibrâ... Seven, sevilenle buluşmak diler; En mahrem...
Yaş analizi Benim yaşlarım;İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını… Sevgisizliğin insanın canını acıttığını… Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor. Her şey ona çok büyük görünüyor: Ev, masa, anne, baba… 10′una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor. 15′inde,...
"Ol" Dediği Zaman Murat Başaran “Zavallı bir çocuk gibi kalmıştı ortada… Sanki güvenle tuttuğu el usulca kayıp gitmişti avucundan… Bir anda bu büyük ve kalabalık meydanda sahipsiz hissetti kendisini… Çocuk gibi ağlamalıydı hıçkıra hıçkıra… Beyninin zarlarını yırtarcasına, sesi kısılırcasına, bütün hücreleriyle… Kundaktaki bebeğin muhtaçlığı ve masumiyetiyle… Ağlamalıydı… Ama… Bebek değildi… Çocuk değildi… Ve ama daha muhtaç… Ve ama daha masumdu… ••• Bu ızdıraba, ağlayamıyor oluşu eklendi...
Açık Kapı Murat BAŞARAN İnsanı değerli kılan, Allah’ın ona değer vermesinden başka bir şey olamaz... Bir cihaz olarak düşünülürse akıllara ziyan mükemmelliği değildir “değer”li oluşunun sebebi... Temiz bir zemin üzerinde diz çöküp ellerini kaldırdığın zaman, arada hiçbir perde olmaksızın “huzur”a çıkmış olursun. Hiçbir sınavdan geçmeden... Hiçbir başarı şartı olmadan... Aracısız. Randevusuz. *** İltica edilecek en yüksek makam... Ve camiler... Kapıları yirmi...
Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine II Gelin gülle başlayalım atalara uyarak Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine Bir anda yükselen bir bülbül sesi -Erken erken karlar ortasında Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta- Bana geri getirir eski günleri ...Paslanmış demir bir kapı açılır Küf tutmuş kilitler gıcırdarken Ta karanlıklar içinde birden Bir türkü gibi yükselirsin sen Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken Söyleyemediğim ateşten kelimeleri Şuuraltım patlamış...
Murat BAŞARAN Yavuz Selim’i hayal edin… Sarayburnu’nda bir bankta… Haliç’e doğru bakıyor… Vapurları seyrediyor birbiri üstüne yanaşan… Martıları sonra… Çığlık çığlık martıları… Karşıda Karaköy Limanı’nda devasa gemiler, modern seyyahları İstanbul’a getirmiş… Arabalı vapur geçiyor o sıra, balık tutuyor üç beş kişi kıyıda… Denize doğru park etmiş arabaların camları buğulu… Arkada sahil yolu trafiğinin uğultusu… Yavuz Selim’i düşünün… Xxx Kanuni’yi...
Sayfa başına git