"yazı" ile Etiketlenen Konular

.................................................... Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Ansızın geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı...
“Birazdan kudurur deniz birazdan dalgaların sırtından üst üste fışkıran rüzgarlar bir intikam gibi saldırınca üstüne... yüzüne şarkılar çarpar yüzüne şiirler çarpar ağlarsın, sen artık, sen artık buralarda duramazsın” Yalnızlık insanı yorar... Etrafındaki her şeyin farkına varırsın. Üzerinde yemek yediğin masayı, yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyeleri ne zaman aldığını hatırlarsın birden. Tavanın köşesindeki örümcek ağını fark edersin. Bir sineğin...
Cihadı anlımızın çatına vurduk Önce şahadeti koyduk Her sabah duamızın başına Gülü çizdik gözbebeklerimize Gözbebeklerimizden serptik En güzel insanlığı insanlara Bir ak anlımız var güvendiğimiz Kırmızı bir kan lekesi sıçramış Şah damarımızdan tam ortasına Ve en önce biz varacağız Arasata kardeşlerim Gideceğiz ve en önce biz Havzın yanında bekleyen Peygamberin yanına Çünkü biz Cihadı anlımızın çatına vurduk Önce şahadeti koyduk Her sabah duamızın başına Bütün varım toplasam sonra...
Yılda bir kurban keserler halk–ı âlem ıyd içün Ben senin sâat–be–sâat dem–be–dem kurbânınam Fuzuli Yoluna kurban olduğum! Lebbeyk! Bir yakınlık ver bize; kurbanlara vâbeste yakınlıklar ver! Suyu yakuta döndüren, kanları la’l eden aydınlıklar ver Kalplerimizdeki dehşeti sevinçlere döndürüp can cânâne teslim eden yalınlıklar ver Gürül gürül tekbirlerle yankılanan ordulara döndür gönderdiğimiz canları ve zafer...
Ali Hakkoymaz Bak, yine “nefes” aldım! Ne lezzetli her nefes! Ziya Osman da farkında alıp verdiği nefeslerin: “Alıp verdiğin her nefes; birbirinden mukaddes!” diyor. Kaç nefes aldın şu âna dek! Aldığın nefesler kadar dünyan oluyor. Alamadığın nefeslerde görmüyorsun gökyüzünü! Nefeslenirken ayrılıyor; kavuşuyoruz… Canımız sıkılıyor ya da seviniyoruz nefes alıp verirken… “Ne var bunda?” diyebilirsiniz de… deyin! Çok şey…...
Kader deyince, sizin aklınıza da, yaşayışımızla ilgisini kaybetmiş, gecemizi gündüzümüzü ciddiye almayan, ne çektiğimizi unutmuş, ilgisiz ve duyarsız, değiştirilemez ve dokunulmaz kalın ve koyu yazılar geliyor mu? Böylesine uzak ve ilgisiz bir kader, haliyle "kötü" oluyor, "zalım felek" diye anılabiliyor. Üzerimize bir kâbus fotoğrafı gibi iliştiriyoruz kaderi. Bizi biçimden biçime...
Vakti vardır... Ve can çeker. Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan, lezzet katan dostlardır. Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir. Yalnızlığa hüzün taşır çay... Sohbete muhabbet... ..... Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım; mesele şudur: Bir bardak...
.................................................................. Eskiden yeterdim kendime, artardım bile… şimdi ne yapsam nafile… ve kim demiş ”can eskimez” diye.. Bu can tedirgin tende.. Can da eskimiş Ben de…
Büyük bir kitab, kadri büyük bir meleğin diliyle kadri büyük bir elçinin eliyle kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece.. I. bu gece kadrinin bilindiği gece.. bu gece kadrini bilmen gereken gece.. bu gece kendinden fazlası olduğun gece.. bu gece varlığının göklere taştığı gece... bu gece.... Erişilmeyen raflardan sofrana indirilenin...
Sayfa başına git