"Şiir" ile Etiketlenen Konular

............................ Yanakları, saçları, gözleri yanmış, Zehirli gaz bombaları Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini Ağızları, küçücük dilleri yanmış Bütün Beyrut sapsarı kalmış Sanki ağlamak imkansız Başları Paletlerle ezilmiş babaları, Yahudi doğramış analarını, Binlerce çocuk topların, betonların altında. Beyrut'un gözyaşları şimdi, Kudüs'ün yanıbaşında, Müslümanlarsa uzakta, Sanki başka, Gelinmez bir dünyada. Acın, bir vadi, Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda. Gözüm baksın sadece, Ayrıntıları, Kıvrılıp kırılmış bilekleri, Kemikten yakılmış etleri, Kuma...
Cahit Zarifoğlu'na Biz bakardık ve sen yürürdün şeyhim Sen yürürdün ve dağlar yürürdü Öksüz bir kırlangıç olurduk sen görünmeyince Sen görünmeyince görmezdik bulutları Yağmurları kuşanıp yollarda bahara durmazdık Kapının önünde iki büklüm bekler Acıyı keşfeden bu çocuk yürekler Nasıl selam verilir bilmez Ne açar kapıları bilmezdik şeyhim Biz sorardık ve sen söylerdin şeyhim Sen söylerdin ve gökler söylerdi Kırılmış bir ayna olurduk...
İşte böyle, bazen çözümsüz kalır insan. Bir şeyler düğümlenir boğazına. Konuşamaz olur. Yalnızdır da zaten. Gözler, patlamaya hazır su bombası... Sorunlar birikip gelmiştir avuç avuç. Sorunlar demir leblebi... Paylaşacak kimse de bulamaz insan. Sanki herkes saklanmış gibidir. Sanki gizli bir saklambaç... Ama her oyunda ebe olmak,çekilir şey değildir !
Dinle Gambito söyleyeceklerim var Kalmadı artık Dağlara yaslandığımız akşamlar Babamızın dönmesini beklerken İşaretlendiğimiz zamanlar Kalmadı kalmadı Pencereden bizi gözleyen ağaçlar Şimdi saklanmıştır bütün kapılar Gambito Üşüyoruz kimseler aldırmıyor Ellerimiz sevgili ellerimiz Onlar bile yabancı Hey Gambito biz kimiz Seni alıp giden Beni alıp giden Kim böyle her akşam Mevlana İdris
burası dünya ve biz artık çok sıkıldık alıp başımızı sana gelmek istiyoruz sana gelmek orada kalmak istiyoruz çok unuttuk hatırlamak istiyoruz başımızın okşanmasını gözyaşımızın silinmesini kolumuza girilmesini istiyoruz yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz rüzgarın sesini,ırmağın sesini dağların dağ denizlerin deniz kadınların kadın çocukların çocuk erkeklerin erkek ekmeğin ekmek olduğu bir dünyayı yeniden isterken seni istiyoruz aslında bunu söyleyemiyoruz her yer gece çok gece ve biz meleklerini...
Maviyi seviyorum… Belki de çok kişi benim kadar mavi üzerine konuşamaz Onun insanları dinlendiren tonlarından başlayıp, deniz mavisindeki enginliği, gök mavisindeki serinliği, kar mavisindeki hafifliği saatler yorulana kadar anlatabilirim. Sadece maviyi mi? Dağların eteklerini yaladığı sarp kayaların veya gümüş kumsalların hemen bitiminde, maviye nispet yapan bin çeşit ağacın bin çeşit yeşilini de… Yeşili de Az...
Geldi artık çekip gitme zamanınız Nerede isterseniz orada ölün ama ölmeyin aramızda Yapılacak işlerimiz var toprağımızda Burada bizimdir mazi Bizimdir hayatın ilk sesi Bizimdir bugün, bizimdir gelecek Burada bizimdir dünya ve ahiret Çıkıp gidin toprağımızdan Denizimizden, karamızdan Buğdayımızdan, tuzumuzdan, taşımızdan Defolun her şeyimizden! Defolun Belleğimizdeki anılardan Ey yürüyenler eğreti sözcükler arasında! Mahmud Derviş
Hatırlayın bakalım: İlk ne zaman ağladınız?.. İlk ne vakit merhaba dediniz komşunuza?.. İlk orucu kaç yaşında tuttunuz? Sahur davulunu ilk ne vakit duydunuz? İlk kelimeyi kaç yaşında okuyup yazdınız, neydi o? ••• İlk duanız...
BENDE NE VAR? MURAT BAŞARAN Bir okyanusa düşer gibi düşmek ölüme; yüzme bilmeden... Bir kabusun ortasında uyanmayı aramak acizce... Renkleri aramak siyahta boğulurken. Baharı aramak... Nefes almayı veya... ••• Bu soğuk.. bu sert.. bu kalın duvarın ardında ne var? Son değildir ölüm... Müjdedir belki hatta... Duvarın ardında ne var? Bende ne var? ••• Bulutlarda yalınayak koşar gibi kavuşmak ölüme... Aşkı bulur gibi... Aşkı yaşar gibi... Bir çiçek...
Sayfa başına git