Güzel yazı

............................. Ah nerde o eski bayramlar diye başlayan bir yazı yazabilecek yaşa gelmeyi epey bekledim. Sanıyorum artık vaktidir. Yaşım müsait. Dedemlerden "rahmetli" diye söz ediyorum nicedir, anneannem "Allahım elden ayaktan düşürmeden al yanına" duasında... Her bayramı bir arada "bayram gibi" kutlayan o koca aile, telefonda bayramlaşıyor kaç zamandır... "Modernleştikçe" uzaklaştık çokları gibi biz de......
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayel...
Berke Can Güneş Burada! Büklüm Ayaz Burada! Orçun Demir Burada! Yalın korkmaz Burada! İdil Lara Canayakın Burada! Fatih Sultan Mehmet Yok! Bu yoklama kağıdını bugün Galata Köprüsü’nden denizin saçlarına bıraktım.Bir balıkçının gülümseyerek küreğiyle kurtardığı tek isimdi Fatih Sultan Mehmet. İstanbul’un sokaklarına, sınıflarına, cafe önlerinde çiğ kahkahalar atarak boşluğa düşenlerin mekanlarına, gazeteleri günlük fallarını öğrenmek için lime lime eden aklı sarışınların ve fikri kararmışların...
Hayattan keyif alabilmek için, hayatı beyin imbiğinden geçirip yürekte damıttıktan sonra yaşamak gerekiyor. Biz ise tüm günleri tek gün gibi yaşamaktan fırsat bulup hayatın nüanslarına giremiyoruz… Hayatın sırrını yakalamaya çalışmıyoruz… Evet, her gün bir gün gibi yaşanıyor bizde hayat. Karbon kâğıdı ile çoğaltılmış bir birine benzer günler içinde kendimizi yitirmişiz… Ne baharın gelişindeki haşmetli...
ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP Zindan iki hece. Mehmed'im lâfta! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de, geri adam, boynunda yafta... Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim! Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yol da tutuktur hapse düşeli... ...
Gençliğe Hitabe Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım...
yalnızca bir kez naçar kaldım: ´sen kimsin?´ diye soranın karşısında. --- inci kum tanesinin etrafına ızdırabın ördüğü mabeddir. nedir bedenlerimizi oluşturan özlem ve nedir etrafına inşa edilen taneler? --- bir tür kavuşmadır hatırlayış. unutuş, bir tür özgürlük. --- bana kulak ver sana ses vereyim. --- bir çok öğreti pencere camı gibidir. hakikate oradan bakarız; ama bizi hakikatten ayırır. --- kadın yüzünü tebessümle peçeleyebilir. --- ağzın yemekle doluyken nasıl şarkı söyleyebilirsin? elin altınla doluyken nasıl dua için açabilirsin? --- bir...
Fiil çekimlerini okul yıllarında öğrenmiştim. Tabi ki ara sıra yine aklıma geliyor ve başlıyorum bir fiili çekmeye. Ne bileyim, şiirimsi bir tekerleme gibi geliyor bana. “Şiir deyince hatırladım!. ı yaşamak anlamını çağrıştırmakta!. Nitekim bu anlamı çağrıştırdığından., ın gerçekleri olduğuna göre., ağabeydin Toprak kardeşimizin fiil çekimiyle ilgili güzel bir şiiri vardı. Şöyle...
Yazara göre; günlük yaşamlarımızda karşılaştığımız "ufak şeyler" denilebilecek pek çok olumsuzluk vardır. Bunları dert etmeyerek, daha sevecen ve ılımlı olabilmek için kendinizde daha çok enerji bulacaksınız. Yaşamın güzelliğini ve büyüsünü tümüyle ıskalamayacaksınız. Kusursuz olmayabileceğinizi kabullenin. Dikkatinizi yalnızca kusurlara yöneltmeniz, sizi sevecen ve ılımlı olmaktan uzaklaştırır. Elinizden gelenin en iyisini yapın,...
Sayfa başına git