Güzel yazı

Vazgeçtim çocuk olmaktan, çocukça yaşamaktan, hayatın karşısında çocukça durmaktan. Vazgeçtim hiç olmamış, hiç olamamış bilyelerimden, bisikletimden, kalemim, defterimden. Kitapların olsun istemiyorum artık, aklımdan çıkardım bulutlarla oynaşan uçurtmayı. İstemiyorum başımı her koyuşumda diken olup batacak yastıkları, düş kurmaktan başka bir işe yaramayan yumuşak yatakları, giymeye heyecanlandığımız bayramlık ayakkabıları; ha unutmadan, bir de...
» Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE) » Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski) » Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü ) » Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü ) » Bir gün su...
Ramazanın ikinci yarısı yokuş aşağı Çabuk geçiyor.  Bayram gelecek...  İftara birkaç saat kala alışveriş yapmak veya yemek muhabbetine dalmak ne kadar keyifliyse... İftar sofrasında ezanı beklemek ne kadar muhteşem bir kavuşma heyecanı barındırıyorsa... Bayramın ilk günü kahvaltı sofrası da, sofraların en manidarı, en lezzetlisi, en neşelisidir... Oruç tutmayanlara ve tutamayanlara sırf bu yüzden...
Büyük bir kitab, kadri büyük bir meleğin diliyle kadri büyük bir elçinin eliyle kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece.. I. bu gece kadrinin bilindiği gece.. bu gece kadrini bilmen gereken gece.. bu gece kendinden fazlası olduğun gece.. bu gece varlığının göklere taştığı gece... bu gece.... Erişilmeyen raflardan sofrana indirilenin...
“Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç,,” Hani o eski, o bilge öğretmenler vardır ya… Kucağında bir kitapla gelir her defasında. Eski ama hep yeni bir heyecanla bakılmış bir kitap. Neresinden baksan, okunmuşluğu kapağına sinmiş ten izinden, sayfa kenarlarına kıvrılmış çileli bakışlardan belli o eskimiş kitaplardan bir kitapla… Bir yüzüne...
............................... Çocukken yatağımdan her kalkışımda, yerdeki yastık ve minderleri görüp, annemin dağınıklığından dolayı söylenip dururdum. Büyüdüm, evlendim ve nurtopu gibi bir erkek çocuk sahibi oldum. Oğlum da bana benzemiş olmalı ki, geceleri kıpır kıpır dönüp, ikide birde yataktan düşüyor. Ve şimdi ben, rahmetli anacığıma fâtihalar okuyarak, yavrumun düşebileceği yerlere minderler seriyorum...
.............................................. Sabah… Yeni bir gün (Elhamdülillah…) aydınlık/ hayat dolu… Kuşlarıyla, bulutlarıyla, rüzgârı, soğuğu- serini veya ılıklığıyla… Sabah… Kahvaltı (Elhamdülillah…) çay ve ne olursa… Sabah… Hayata upuzun bir gün daha… (Ya Bismillah) kapıdan çıkmak… (Selamünaleyküm/ Hayırlı sabahlar…) dostlara gönül uzatmak, yeniden başlar gibi muhabbete, yeniden başlamak yaşamaya… Ve bir iş (Elhamdülillah…) çorba parası da olsa… Kepenkleri açmak (Ya Bismillah…)...
Gözlerimi açtım. Yapışkan göz kapaklarının ardında uyuşuk bir bedenin içinde buldum kendimi. Gün doğmuştu. Sabahın tazeliği kaybolmuştu. Seher vaktinin çiğleri kurumuştu. Fecrin cıvıltıları susmuş, şehir homurtuları başlamıştı. Güneş benden önce uyanmıştı. Nasıl da imrenirim böylesi vakitlerde, güneşin henüz doğmadığı yerlerde olanlara. Şimdiki pişmanlığımı alıp yanıma, Atlas Okyanusu’nun ucunda bir...
Nereden kaynıyor hayat ırmağı Bu durmaz karanlık akış nereye Annem mi açılan mezar kucağı Ebedi geceden bakış nereye Artık ne mavilik ne pembe bahar Ne mehtap ne sahil ne sandal hep kar Söyleyin benimle uçan ey kuşlar O yazlık dünyadan bu kış nereye
Sayfa başına git