Güzel yazı

  Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi; yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım. Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığının dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için gerekli en...
Cihadı anlımızın çatına vurduk Önce şahadeti koyduk Her sabah duamızın başına Gülü çizdik gözbebeklerimize Gözbebeklerimizden serptik En güzel insanlığı insanlara Bir ak anlımız var güvendiğimiz Kırmızı bir kan lekesi sıçramış Şah damarımızdan tam ortasına Ve en önce biz varacağız Arasata kardeşlerim Gideceğiz ve en önce biz Havzın yanında bekleyen Peygamberin yanına Çünkü biz Cihadı anlımızın çatına vurduk Önce şahadeti koyduk Her sabah duamızın başına Bütün varım toplasam sonra...
................................ Taş taş değil bağrındır taş senin Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin Bir katılıktı dinamit söyle söker mi yürekleri Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin Kazmayı kayalare değil kalplere vur ey Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin Anne seninle bağrın döğer gidermi acı Hanidir Ferhat'tan aldığın ders taş senin Sende mi taşla bir oldun...
Yılda bir kurban keserler halk–ı âlem ıyd içün Ben senin sâat–be–sâat dem–be–dem kurbânınam Fuzuli Yoluna kurban olduğum! Lebbeyk! Bir yakınlık ver bize; kurbanlara vâbeste yakınlıklar ver! Suyu yakuta döndüren, kanları la’l eden aydınlıklar ver Kalplerimizdeki dehşeti sevinçlere döndürüp can cânâne teslim eden yalınlıklar ver Gürül gürül tekbirlerle yankılanan ordulara döndür gönderdiğimiz canları ve zafer...
Durun Kalabalıklar!/bu Yol çıkmaz Sokak!.. Böyle haykırmıştı merhum Üstat Necip Fazıl Görünen o ki kimsenin bu haykırışı dinlemeye niyeti yok... Hele ki Müslümanların... Dünyaya madde nazarıyla bakan, yaşadığı her şeyi somut değerler zaviyesinden anlamlandıran ve yapıp ettiklerinin yanına kâr kaldığını düşünen insanların, zulmün dibini bulmakta hiçte zorlanmıyor olması doğrusu anlaşılır bir şey. Anlamakta asıl güçlük...
Ali Hakkoymaz Bak, yine “nefes” aldım! Ne lezzetli her nefes! Ziya Osman da farkında alıp verdiği nefeslerin: “Alıp verdiğin her nefes; birbirinden mukaddes!” diyor. Kaç nefes aldın şu âna dek! Aldığın nefesler kadar dünyan oluyor. Alamadığın nefeslerde görmüyorsun gökyüzünü! Nefeslenirken ayrılıyor; kavuşuyoruz… Canımız sıkılıyor ya da seviniyoruz nefes alıp verirken… “Ne var bunda?” diyebilirsiniz de… deyin! Çok şey…...
Artık Eylül güzelim... Yağdı yağacak yağmur havalarında, üzüldüm mü nasıl üzülürüm, umutlandım mı nasıl sevinirim, bilemezsin. *** Şimdi üzgünüm... Son yapraklarını da rüzgara teslim etmek üzere olan çırılçıplak bir ağaç gibi, rengimden ve neşemden eser yok... Yalnızım... Biliyorum; bunu ben yapıyorum. Ama elimde değil. Benim baktığım yerden hayat böyle gözüküyor ve başka bir açıdan bakmaya gücüm yok! Zamana...
Vakti vardır... Ve can çeker. Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan, lezzet katan dostlardır. Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir. Yalnızlığa hüzün taşır çay... Sohbete muhabbet... ..... Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım; mesele şudur: Bir bardak...
.................................................................. Eskiden yeterdim kendime, artardım bile… şimdi ne yapsam nafile… ve kim demiş ”can eskimez” diye.. Bu can tedirgin tende.. Can da eskimiş Ben de…
Sayfa başına git