iskender pala olarak etiketli yazılar
Kurb/an
21 Kas

Kurban bayramı yaklaşıyor hepimizin içinde bir sevinç evlerimizde telaş var …Birazda işin manevi yönünün farkına varmak adına sizin için seçtiklerim..
Kurbanın sevabı hakkında bir soruya Efendimiz “Her bir tüye karşılık bir hasene vardır.” diye cevap vermiş, bunun üzerine maksadın daha iyi anlaşılması için kendisine “Ya Resülellah! Yün?” denmiş ve O da “Yünün her tüyüne karşılık bir hasene (iyilik)” demiştir. (İbni Mace; Edahi, 3)
İmran bin Husayn’ın anlattığına göre Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) kurbanı kesilecek olan Hz. Fatıma’ya “Kalk kurbanının yanına git ve onu izle. Onun akıtılacak ilk damlası ile senin geçmiş günahların affedilecek” demiştir. (Hakim; el-Müstedrek, IV, 247)
Tıklayın….
Kurban hayvan katliamı değildir……………
Kurban/İskender Pala
31 Ağu

Yılda bir kurban keserler halk–ı âlem ıyd içün
Ben senin sâat–be–sâat dem–be–dem kurbânınam
Fuzuli
Yoluna kurban olduğum!
Lebbeyk!
Bir yakınlık ver bize; kurbanlara vâbeste yakınlıklar ver! Suyu yakuta döndüren, kanları la’l eden aydınlıklar ver Kalplerimizdeki dehşeti sevinçlere döndürüp can cânâne teslim eden yalınlıklar ver Gürül gürül tekbirlerle yankılanan ordulara döndür gönderdiğimiz canları ve zafer muştularıyla doldur gönüllerimizi
Çiçeğin rengini yeşerten bülbüllerin şarkısıyla ölçülür bir kurban sesi ve şiire döner niyetler, sonra telbiyeler musıkîye karışır Dönüp dönüp bakışından melal devşirilen kurbanların şefkatle sıvazlamışsak başını bir sevgili perçemi okşar gibi; ve bir avuç tuz vermişsek, bir tas da su; gurbeti kurbete yazdık, fırkati vuslata geçtik sayarız Kullukta şuurumuzu, ve imanda nurumuzu inayet kanatlı tazarrularla mavera semtine uğurlarız firaklarımızı özge çilesiyle Bir hâl ile bir kâl olur “() ve’nhar!”
Bir Aşk Hikayesi / İskender Pala
9 Ağu

Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… ‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.




