<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>rumma &#187; aile</title>
	<atom:link href="http://www.rumma.org/tag/aile/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.rumma.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Jul 2010 06:43:25 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ana babalar okula!/ Yavuz Bahadıroğlu</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/ana-babalar-okula-yavuz-bahadiroglu.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/ana-babalar-okula-yavuz-bahadiroglu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 06:47:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alaka]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çaba]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[harçlık]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz bahadıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=2369</guid>
		<description><![CDATA[
Yine okullar açılsa, ama her şey tersine işlese&#8230;
Mesela Perşembe sabahı çocuklarımız değil de anne babalar okula başlasaydı&#8230;
Hayal edin: Ellerinde beslenme çantaları, üzerlerinde önlükleriyle ana-babaların okul yoluna düşmelerini bir hayal edin lütfen&#8230;

Okulda öğrendikleriyle hayat arasındaki çelişkiyi böyle bir eğitim sürecinden sonra belki iyice kavrarlar da, çocuklarının eğitim boşluklarını evde tamamlamaya çalışırlar&#8230;
Aksi takdirde bu ülkede hiçbir şey]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="okul" src="http://farm4.static.flickr.com/3526/3953729029_4b76fb8a8d.jpg" alt="" width="450" height="348" /></p>
<p><span class="mnb"><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;">Yine okullar açılsa, ama her şey tersine işlese&#8230;<br />
Mesela Perşembe sabahı çocuklarımız değil de anne babalar okula başlasaydı&#8230;<br />
Hayal edin: Ellerinde beslenme çantaları, üzerlerinde önlükleriyle ana-babaların okul yoluna düşmelerini bir hayal edin lütfen&#8230;</span></strong></span></p>
<p><span class="mnb"><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"><span id="more-2369"></span><br />
Okulda öğrendikleriyle hayat arasındaki çelişkiyi böyle bir eğitim sürecinden sonra belki iyice kavrarlar da, çocuklarının eğitim boşluklarını evde tamamlamaya çalışırlar&#8230;<br />
Aksi takdirde bu ülkede hiçbir şey değişmeyecek.<br />
Okullarında yarım yamalak insan yetiştirmeye devam edecek!..<br />
Yarım yamalak yetişmiş insanlar, hayatın acımasız çarkları arasında yarım performansla debelenip duracaklar&#8230;<br />
Çoğunluk tutunamayacak, başaramayacak&#8230;<br />
Ve Türkiye, doğru düzgün eğitebilmesi halinde müthiş bir avantaja dönüşecek genç nüfusunu eğitemediği için gelişmiş dünyanın arkasından nal toplamayı sürdürecek.<br />
•<br />
“Gelecek nesiller öğretmenlerin eseri olacaktır” dedik, anne-baba sorumluluğunu ikinci plâna çektik. Oysa çocukların yetişmesinde anne babaların sorumluluğu öğretmenlerden fazladır.<br />
Bu yüzden okulların açıldığı gün atılan “Haydi Çocuklar Okula” manşetlerinin “Haydi Ana Babalar Okula” şekline girmesini çok arzuladım.<br />
İlginç olurdu&#8230;<br />
Zira çocuklardan önce ana babaların eğitilmesi gerekiyor.<br />
Çoğu anne babalar, anne ve babalık görevlerinin sadece okul öncesini kapsadığı şeklinde yanlış bir fikre sahiptirler. Bu yüzden çocuklarını okula verince rahatlar, harçlığın yanı sıra iki satır öğütle vaziyeti idare etmeye başlarlar&#8230;<br />
Hâlbuki okul ne kadar donanımlı, öğretmenler ne denli yeterli ve yetenekli olursa olsun, aileden yardım alınmaması halinde iyi sonuca ulaşılamaz.<br />
Çünkü çocuğu en iyi tanıyan ailesidir ve ailenin okula yardımcı olması şarttır.<br />
Hatırlıyorum: Bunu hatırlattığım bir baba şöyle tepki göstermişti: “Çocuğu biz yetiştireceksek okula neden bir çuval para veriyoruz?”<br />
İlk bakışta anlamlı gözükse de, bu doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü okul bazı bilgiler verir. Karakteristik özellikler ise aileden alınır.<br />
Bu uzun süren, çok sabır gerektiren yorucu, yıpratıcı, aynı zamanda çok zevkli bir işlevdir.<br />
Anne-baba olmak donanım ister. Ancak tabii ki annelik-babalık için bir okul filan da yoktur. Herkes okuyarak kendini geliştirmek, git gide “anneleşmek”, “babalaşmak” zorundadır.<br />
•<br />
Her anne-baba, çocuklarını elbette “iyi” yetiştirmek ister&#8230;<br />
Fakat bazıları bunun için çaba harcarken, bazıları başkalarına “ihale” eder&#8230;<br />
Okuldan, hatta devletten bu görevi üstlenmelerini isterler&#8230; Çocuk yanlış bir kulvara girdiği zaman da kendilerini ibra edici argümanlar üretirler:<br />
“Bu sistemde böyle olur&#8230;”<br />
“Devlet sahip çıkmıyor ki&#8230;”<br />
“Okullar bozuk&#8230; Öğretmenler yetersiz&#8230;”<br />
Halbuki aynı sistemde, aynı okullarda dosdoğru çocuklar da yetişiyor&#8230;<br />
Anne-babanın görevi, çocuğa salt harçlık vermekten ibaret değil, öncelikle “iyi örnek” olmaları lâzım: Çünkü çocuklar gözlerini hayata açtıkları andan itibaren anne babalarını görmektedirler. Doğal olarak onları taklit ederek hayata başlangıç yaparlar&#8230;<br />
Yani, çocuklarımızı yapmak istediğimiz gibi olmalıyız.<br />
“Ben çocuklarımı yapmak istediğim gibi biri miyim?”<br />
Çocuğunuz dürüst, onurlu, kararlı, şefkatli, saygılı, güleç, sevecen olsun istiyorsanız, kendiniz hem bir birinize karşı, hem de çevrenize karşı böyle olmalısınız&#8230;<br />
Unutmayın ki, çocuklarınızın karakterini öğütleriniz değil, davranışlarınız belirleyecektir&#8230;</span></strong></span></p>
<p><span class="mnb"><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> Yazarın habervaktim.com sayfasındaki yazılarından Alıntıdır<br />
•</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/ana-babalar-okula-yavuz-bahadiroglu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk sahibi olmak istemeyenler okumalısınız..</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuk-sahibi-olmak-istemeyenler-okumalisiniz.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuk-sahibi-olmak-istemeyenler-okumalisiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 17:52:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[benzer]]></category>
		<category><![CDATA[benzeyen]]></category>
		<category><![CDATA[bozulma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sahibi olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[isteksizlik]]></category>
		<category><![CDATA[istemeyen]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[tüp bebek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=1924</guid>
		<description><![CDATA[
1. Herkesin çocuğu var
Siz hariç&#8230; Çocuk sahibi olmak için en iyi bahane kabul edin ki bu! Sokağa adım attığınız andan itibaren artık sadece bebek arabalarını görüyor, annesinin elinden tutan ve o sırada bıcır bıcır bir şeyler anlatan çocuklara hayranlıkla ve iç geçirerek bakıyorsanız zaman çoktan gelmiş. Hele hele bir şeker için kendini yere atanlara, çamurların]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"><img style="border: 1px solid black; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm3.static.flickr.com/2112/2517745343_8a55dd26fd.jpg?v=0" border="0" alt="" width="450" height="300" /></p>
<p>1. Herkesin çocuğu var<br />
Siz hariç&#8230; Çocuk sahibi olmak için en iyi bahane kabul edin ki bu! Sokağa adım attığınız andan itibaren artık sadece bebek arabalarını görüyor, annesinin elinden tutan ve o sırada bıcır bıcır bir şeyler anlatan çocuklara hayranlıkla ve iç geçirerek bakıyorsanız zaman çoktan gelmiş. Hele hele bir şeker için kendini yere atanlara, çamurların içinde zıplayanlara falan da geniş bir gülümsemeyle bakıyorsanız, tam yolda sessiz sakin yürürken kafanıza isabet eden futbol topuna bile kızmıyorsanız; tamamdır, siz olmuşsunuz.<br />
<span id="more-1924"></span><br />
2. Daha fazla dondurma<br />
Sadece dondurma değil tabii. Çocuk sahibi olunca ne kadar ıvır zıvır yiyecek varsa hepsinden daha fazla yeme şansınız olacak. Ama bunların içinde bir numara olan elbette dondurma. Çünkü bütün çocukların gözdesi o. Başta çikolatalı olmak üzere, &#8217;sade&#8217; ve çilekli denilen türlerine özel bir düşkünlükleri vardır. Tabii siz dondurma almaya gittiğinizde kendiniz için olanlarından almak isteyebilirsiniz, o başka&#8230; Yalnızca küçük meleğiniz için de, onun sevdiklerinden bir parça almayı unutmayın, yeter&#8230;</p>
<p>3. Uyanık kalmayı seviyorsun<br />
E, çok iyi o zaman. Çünkü bebeğiniz doğduğunda geceyle gündüzün arasındaki farkı maalesef bilmiyor olarak doğacak. Bu da demektir ki, sebepli sebepsiz uyuyacak, canı isterse uyanacak, biraz meme emecek, derken efendim tekrar uyuyacak. Bu da paşa gönlü ne zaman isterse o zaman olacak&#8230;</p>
<p>4. Monopolde birini yenebilirsin<br />
Şimdi monopolün keyfini çıkarma zamanı. Alın size çocuk sahibi olmak için bir bahane daha. O minik eller zarları her yere atıp da bulamadığında ve siz eğilip zarları bir dakikada bulduğunuzda keyifle gülümsüyor olacaksınız&#8230;</p>
<p>5.<br />
Bebekler  &#8216;boş bir levha&#8217; (tabular asa) olarak doğuyorlar. Sıfıra sıfır, elde var sıfır&#8230; Bir meme emmeyi biliyorlar, bir de ağlamayı. Onu da bildiklerinden değil, içgüdüsel olmayan şeyleri de öğretmeni bekliyorlar. Levha boş evet, yavaş yavaş yazılacak üstüne, yavaş yavaş çizilecek. Levha dolacak&#8230; On beş yaşına geldiğinde seni iplemiyor olacak, arkadaşlarının söylediklerini daha doğru bulacak, evet, ama o güne kadar ne öğretirsen senden öğrenecek, ne diyorsan o olacak!</p>
<p>6.tıpkı sen<br />
Ruhunun bir daha ete kemeğe büründüğünde&#8230; olabilir böyle bir şey diyorsun, ama tabii bunu kanıtlayabilecek bir durumda değilsin. Olsun, bir çocuğun olacak.  Senden parçalar taşıyor, senin içinden çıktı,  , tamamen sana ait bir şey. Ellerine bakıyorsun, parmaklarına, aynı sen&#8230;</p>
<p>7. Yüzlerce yeni oyuncak&#8230;<br />
Şaka değil, ciddi. Öyle &#8220;Ben ouncağı bu yaştan sonra ne yapayım, deli miyim?&#8221; havalarına girmeyelim lütfen. Önce bir çocuğumuz olmasını bekleyelim&#8230; Doğmadan önce ilk alışverişlerde bezdi, pişik kremiydi falan alırken zaten eliniz çıngıraklara gitti. Şöyle bir salladınız, aman yahu, ne şeker bir şey dediniz, inkar etmeyin&#8230;</p>
<p>8. Sabrını test etmek<br />
Bir tümceyi onlarca kez yinelemeye hazır mısınız? Anlamsız bir tümceyi hem de&#8230; &#8220;Ağzındakileri püskürtmeyi bırak tatlım, bir tanem püskürtme ağzındakileri, bak püskürtme dedim. Üstün başın kirleniyor. Hâlâ püskürtüyorsun&#8230; Sen püskürttükçe masa örtüsü de berbat oluyor&#8230; Hem gülüp hem de ağzındakileri püskürtmeye devam edersen boğazına bir şey kaçabilir&#8230; Kime diyorum? Püskürtme evladım, bak şimdi çok kızacağım. Vallahi kızdım bak. Yeter artık ama son ver püskürtmeye&#8230;&#8221;</p>
<p>9. Birileri esprilerine gülsün<br />
Şimdi birini güldürebilme sırası sizde. Komik olmasanız bile bu olacak. Siz ne yaparsanız yapın, gülecek, karnını tutacak, hıçkırıklara boğulacak, gözünden yaşlar gelecek&#8230; Hayat bir çocukla daha güzel. Onu güldürebildiğiniz an bunu daha iyi anlayacaksınız&#8230;</p>
<p>10. &#8216;Seni seviyorum&#8217; diyen biri<br />
Siz istemeseniz de gün gelecek, sizi kadar çok sevdiğini söyleyip duracak. Hem de durup duruken&#8230; Mesela onun için patates kızartırken, banyo yaptırırken, tırnaklarını keserken, en sevdiği filmi izlemesine izin verdiğiniz an, binsin diye arabanın kapısını açarken&#8230; Koşulsuzca birini sevmek ve aynı oranda sevilmek için çocuk yapınız. Kesinlikle yapınız&#8230;</p>
<p>11. Çalar saate artık gerek yok&#8230; Dakik olmayı öğreneceksiniz&#8230;<br />
12. Daha önce görmediğin bütün ormanlar ve parklar seni bekliyor&#8230;<br />
13. Ne söylesen inanan biri var!<br />
14. &#8216;Sevdiğin insandan çocuk sahibi olmak&#8217; diye bir klişe&#8230;<br />
15. Dünyaya bir canlı getirmenin dayanılmaz hafifliği, üreme içgüdüsü&#8230;<br />
16. Aile olmak buymuş, gerisi boşmuş!<br />
17. Onlarca yeni hobin olabilir&#8230;<br />
18. Masumiyetin gerçek anlamının keşfi.<br />
19. Kimseyi bu kadar sevemezsin&#8230;<br />
20. İleride sana bakacak biri olacak. Yalnız ölmeyeceksin&#8230;<br />
21. Her gün sağlıklı beslenmek istiyorsun&#8230;<br />
22. Gıdıklamak ve gıdıklanmak rutin faaliyet&#8230;<br />
23. Islak ıslak öpülmek hoşuna gidiyor&#8230;<br />
24. Hayat sürekli bir parti ve aksiyon halinde geçsin istiyorsun&#8230;<br />
25. Yeni arkadaşlar edinmeye ihtiyacın var&#8230;<br />
26. Arkadaşlarınla konuşurken konu sıkıntısına paydos&#8230;<br />
27. Bir bebeğin kokusu nasıldır, o minik ayaklar kaç kere öpülebilir?<br />
28. Yeniden çocuk olmak&#8230;<br />
29. Siz de torun sahibi olabilirsiniz&#8230;<br />
30. İlk konuştuğu, yürüdüğü, &#8216;anne&#8217;, &#8216;baba&#8217; diyeceği an&#8230;<br />
31. Sürekli fotoğrafını çekecek yeni bir şeye sahip olmak istiyorsun&#8230;<br />
32. Harcanacak para&#8230;<br />
33. Bir konunun uzmanı olmak istiyorsunuz&#8230;<br />
34. Eşiniz çocuk istiyor&#8230;<br />
35. Kalabalık sofralar arzuluyorsunuz&#8230;<br />
36. Düzenden, tertipten hoşlanmıyorsunuz&#8230;<br />
37. Kendinize dünyanın en güzel armağanını vermek istiyorsunuz&#8230;<br />
38. Teknolojiye ayak uydurup blog sahibi oldunuz ama yazacak bir şey bulamıyorsunuz&#8230;<br />
39. Yeni bir hayat&#8230;<br />
40. Son madde son söz: Çocuklara evet!</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuk-sahibi-olmak-istemeyenler-okumalisiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi çocuk ne hisseder?</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/hangi-cocuk-ne-hisseder.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/hangi-cocuk-ne-hisseder.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 12:51:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[abi]]></category>
		<category><![CDATA[abla]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuksu]]></category>
		<category><![CDATA[düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[ortanca çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=1821</guid>
		<description><![CDATA[
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;

 
Hiçbir çocuk kitap çocuğu değildir. Yani kitaplarda anlatılanlar her çocuk için yüzde yüz doğrudur anlamı çıkarılmamalıdır. Ama genel bilgilerin bilinmesi her çocuğun ayrı kişiliğini çözme anlamında büyük yarar sağlar. Her çocuğun ayrı bir dünya olduğunu unutmamak gerekir.

Büyük çocuk
Eve ilk gelen ve anne babaya ilk ebeveynlik duygularını yaşatan çocuktur. Doğumla birlikte tahtına kurulur ve başlangıçta]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><span style="font-size: small;"><span style="font-size: 16px;"><strong><img style="border: 1px solid #ebebeb; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm4.static.flickr.com/3194/2550973056_b0e399bc69_m.jpg" border="0" alt="" /></strong></span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-size: small;"><span style="font-size: 16px;"><strong>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
</strong></span></span></strong></div>
<hr style="color: #d1d1e1; background-color: #d1d1e1;" size="1" /><!-- / icon and title --> <!-- message --></p>
<div id="post_message_20642"><strong><span style="font-size: small;"><span style="font-size: 16px; font-family: Comic Sans MS;">Hiçbir çocuk kitap çocuğu değildir. Yani kitaplarda anlatılanlar her çocuk için yüzde yüz doğrudur anlamı çıkarılmamalıdır. Ama genel bilgilerin bilinmesi her çocuğun ayrı kişiliğini çözme anlamında büyük yarar sağlar. Her çocuğun ayrı bir dünya olduğunu unutmamak gerekir.<br />
</span></span></strong></div>
<div><strong><span style="font-size: small;"><span style="font-size: 16px; font-family: Comic Sans MS;">Büyük çocuk</p>
<p>Eve ilk gelen ve anne babaya ilk ebeveynlik duygularını yaşatan çocuktur. Doğumla birlikte tahtına kurulur ve başlangıçta tek olmanın huzurunu yaşar. Bu keyifli süreç ikinci çocuğun doğumuna kadar sürer. Kardeş ile birlikte birtakım sorumluluklar üstlenmesi beklenir. Artık ağabey veya abla olmuştur. Ve kendisinden adeta çocuk olduğunu unutması isteniyordur&#8230;<br />
<span id="more-1821"></span><br />
artık birtakım çocuksu hareketleri eskiye kıyasla daha sık eleştirilmeye başlanmıştır. Kimi zaman ikinci çocukla gerilim yaşayan çocuk, üçüncü çocuğun dünyaya gelmesi ile rahatlayabilir. Çünkü hem yaşça daha büyümüş ve olgunlaşmıştır, hem kardeş kavramına alışmıştır ve hem de artık evin en büyük çocuğu olması nedeniyle ebeveynine kendini daha yakın hisseder.</p>
<p>Ebeveynin yapması gereken:<br />
Kardeş kıskançlığı sendromlarına gerekirse uzman desteği alarak yapıcı davranmalıdır. Bununla birlikte özelikle küçük yaşlarda abla-ağabey olan çocuğa bu şekilde hitap etmemeli, küçük olduğu ve birtakım çocuksu coşkunluklara aynı oranda ihtiyacının olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca büyük çocuğun küçük çocuk veya çocukların gölgesi altında kalıp pasifize olması engellenmelidir.</p>
<p>Ortanca çocuk</p>
<p>Ortanca çocuk adeta büyük ve küçük çocuk veya çocuklar arasında sıkışmış gibidir. Kendisini büyüğün ve küçüğün hak ve ayrıcalıklarından yoksun gibi hisseder. “O senin büyüğün, saygılı ol” veya “Kardeşin daha küçük idare etmelisin” tarzı yaklaşımlar nedeni ile adeta kendisini ifade edemediğini düşünür. O ne büyüktür ne küçük. Bu nedenle aile içindeki konumunu bulmak için çok fazla çaba harcar. Ortanca çocuğun yaşadığı bu psikoloji çoğu zaman aile içinde en aktif ve başarılı üye olmasına sebebiyet verir. Yani bu çaba çocuğun lehine sonuçlanabilir. Ortanca çocuk ailenin tek erkek çocuğu veya tek kız çocuğu ise ortanca çocuk psikolojisini muhtemelen yaşamaz.</p>
<p>Çok kalabalık ailelerde de ortanca çocuk konumunda çocuk yoktur. Yaşanan problemler bireysel niteliktedir.</p>
<p>Ebeveynin yapması gereken:<br />
Ortanca çocuk olmak çocuğun psikolojisini başlangıçta negatif etkilese bile ilerleyen yıllarda bunun çocukta olumlu yansımalara sebebiyet verdiği görülür. Fakat çocukluk döneminde ortanca çocuk çok yıpranabilir. Ebeveyn özellikle çocukluk ve gençlik döneminde çocuğunun arada kalmış olma psikolojisini anlamalı yıpranmasına izin vermeyecek şekilde yaklaşımlar sergilemelidir. Onun konumu ev içinde belirlenmeli, yeter derecede onore edilmelidir.</p>
<p>Küçük çocuk</p>
<p>Ebeveyn tarafından büyüdüğü fark edilmeyen, hep küçükmüş gibi değerlendirilen çocuktur. Genellikle büyüdüklerini ispat etme çabasıyla hareket ederler. Evde genellikle ayak işleri hep kendilerine yaptırılan, ama yaptıkları bu nevi işler iş kategorisinde ele alınmayan çocuklardır. Hep küçük olarak algılandıkları için ebeveynleri tarafından hep işleri kolaylaştırılmaya çalışılan ve bu sebeple yaşayarak öğrenme imkânları olmayan çocuklardır.</p>
<p>Ebeveynin yapması gereken:<br />
Çocuğa yaş dönemi dikkate alınarak yaklaşılmalı ve büyüdüğü fark edilmelidir. Ebeveyn küçük çocuğuna da taşıyabileceği sorumluluklar yüklemelidir.</p>
<p>Tek çocuk</p>
<p>Bu çocuklar akranlarından ziyade büyükler ile diyalog halindedirler. Genellikle evin nazlı bebeği pozisyonunda olan, isteklerine çok rahatlıkla ulaşan çocuklardır. Bu çocukların akranlarının bulunduğu mekânlara sık sık götürülmeleri, okul öncesi eğitim kurumlarına gönderilmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; yaşanan özel bir durum yoksa tercih edilen çocuğa kardeş duygusunun yaşatılmasıdır.</p>
<p></span></span></strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/hangi-cocuk-ne-hisseder.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Neden Geç Yatmak Istiyor?</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocugunuz-neden-gec-yatmak-istiyor.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocugunuz-neden-gec-yatmak-istiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 12:45:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alışkınlık]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[geç yatmak]]></category>
		<category><![CDATA[istemesi]]></category>
		<category><![CDATA[istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[kapatmak]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[loş]]></category>
		<category><![CDATA[ne yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<category><![CDATA[uyku saati]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni doğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[
 
* 3-6 yaş döneminde özellikle çocuklar kurallara karşı gelerek inat davranışlarla ebeveynlerinin sınırlarını kontrol ederler. Genellikle bu test, ebeveynlerin yapılmasını istedikleri en önemli şey ne ise onun üzerine kurgulanır. Çocuk ayak direterek sizin kararlılığınızı kontrol ediyor olabilir.
* Özellikle anne-baba çalışan ailelerde, çocuk ebeveynleri ile akşamları daha çok vakit geçireceğini düşünerek ilgi ihtiyacını karşılamak için]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: small;"><img style="border: 1px solid #ebebeb; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm3.static.flickr.com/2124/2863206195_8f4095ea06_m.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p></span></strong><!-- / icon and title --> <!-- message --></p>
<div id="post_message_20647"><strong><span style="font-size: small;"><span style="font-size: 16px; font-family: Comic Sans MS;">* 3-6 yaş döneminde özellikle çocuklar kurallara karşı gelerek inat davranışlarla ebeveynlerinin sınırlarını kontrol ederler. Genellikle bu test, ebeveynlerin yapılmasını istedikleri en önemli şey ne ise onun üzerine kurgulanır. Çocuk ayak direterek sizin kararlılığınızı kontrol ediyor olabilir.</p>
<p>* Özellikle anne-baba çalışan ailelerde, çocuk ebeveynleri ile akşamları daha çok vakit geçireceğini düşünerek ilgi ihtiyacını karşılamak için eğlenceli aile ortamını bırakıp yatmak istemeyebilir.<br />
<span id="more-1816"></span><br />
* Çocuğunuz geceleri korkudan dolayı uykuya dalmakta güçlük çekiyor olabilir. Okul çağı çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve uyuyamama problemleri daha çok kaygıya, stres ve korkulara bağlıdır. Bu problemler gece bir şeyden korkmaya, bir kâbusa ya da gündüz olan travmatik bir olaya veya başka bir spesifik olaya tepki olarak ortaya çıkabilir. Özellikle de boşanma, yeni kardeş, okul problemleri gibi stresli bir dönemde ebeveynlerin verdiği olumsuz tepkiler problemleri daha da kötüleştirebilir. Örneğin yeni doğan kardeş bu kaygıların bir nedeni olabilir, çocuğunuz kendisi yattığında kardeşine sizin daha çok zaman ayıracağınızı düşünerek yatmak istemeyebilir. Çocuğun yaşadığı bu tür kaygıları fark etmek çok önemlidir. Bu yönüyle ebeveynlik fedakârlık ve özverinin yanında bilgi, beceri ve emek isteyen bir sanattır.</p>
<p>* Erken çocukluk döneminde ebeveynlerin tutum hataları nedeniyle evde düzenli bir uyku saatinin olmaması veya uyku saatine riayet edilmemesi sonucu çocukta uyku saati bilinci oluşmamıştır.</p>
<p>Uyku saati alışkanlığını çocuğunuza nasıl kazandırabilirsiniz?</p>
<p>* Uykuya özendirmek için yatmadan önce ona bir masal anlatın. Yaşına göre odasında gece lambası yakabilirsiniz. Eğer korkuyorsa odasının kapısını hafif açık bırakabilir, yanına uykuda ona rahatsızlık vermeyecek sevdiği bir oyuncağı koyabilirsiniz.</p>
<p>* Çocuğun yaşına göre neden erken yatması gerektiği çocukla paylaşılmalıdır. Oyun çağı ve okulöncesi çocukların günde 10-12 saat uykuya ihtiyaçları varken yetişkinlerde bu durum 6-8 saat arası olmaktadır. Bu durumu çocuğa anlayabileceği dille anlatabilirsiniz.</p>
<p>* Öncelikle; makul bir çerçevede çocuğunuza uyku saati için belirli bir sınırlama ve değişmeyen bir uyku planı koymalısınız. Uyuma saatinin ebeveyn iradesine bağlı olduğunu unutmayın. Çocuğunuzun sizinle salonda uyuklayıncaya kadar kalmasına izin vermemelisiniz. Burada çocuk anne-babadan birinin kararlılığında bir boşluk hissederse bunu hiç çekinmeden kullanır. Önemli olan, dengeli bir yaklaşımla evde anne-baba olarak aynı dili konuşmanızdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, uyku saatine verdiğiniz önemi abartmamanızdır. Örnek olarak, çocuğunuzun yaşadığı travma veya stresli bir olay ya da ailecek paylaşılacak bir mutluluk çocuğun uyku düzenini değiştirebilir. Zaman zaman çocuğunuzun olumlu davranışlarını pekiştirmek amacıyla uyku saatinde biraz esnek davranarak geç uyumasına izin verebilirsiniz.</p>
<p>* Cazip bir aile ortamında siz TV’nin başında keyif çatarken çocuğunuza “Uyku saatin geldi, git yat” demek, çocuk için kabullenilmesi kolay olmayan bir durumdur. Özellikle uyku saati kavramının oluşturulmaya çalışıldığı ilk dönemlerden başlayarak, TV’nin kapatılması, kişisel ihtiyaçların giderilmesi, ortamın loş bir hale getirilmesi, uyku saatinden yarım saat önce “Biraz sonra yatma zamanın gelecek.” gibi geribildirimlerle, çocuğunuzu uykuya hazırlayabilirsiniz. Ayrıca uyku zamanına yakın bir vakitte çocuğu heyecanlandırıcı, hareketli oyunlardan da kaçınmak gerekir.</p>
<p>* Gece uyanma ya da yatmama problemi olan çocuklar elbette geç uyanma problemi de yaşayacaktır. Bu problemi azaltmak için çocuğunuzun her zamankine oranla erken yattığı ve erken kalktığı bir günü bulmaya çalışın ve o günü mümkün olduğunca elverişli geçirin. Daha sonra gün hakkında çocuğunuzla konuşabilir ve ona “Dün erken yattığın için bugün erken kalkabildin ve biz de seninle ne kadar çok zaman geçirebildik.” diyerek onu erken yatmaya özendirebilirsiniz.</span></span></strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocugunuz-neden-gec-yatmak-istiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda cinsel eğitim nezaman ve nasıl&#8230;?</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarda-cinsel-egitim-nezaman-ve-nasil.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarda-cinsel-egitim-nezaman-ve-nasil.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 11:13:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anlatmak]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[ayırma]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dokunma]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[oda]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[tuvalet]]></category>
		<category><![CDATA[yatak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=1438</guid>
		<description><![CDATA[


ALİ ÇANKIRILI
Anne babaların çocuk eğitiminde en çok zorlandığı konuların başında cinsiyet eğitimi geliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi, konuya yetişkin gözüyle yaklaşma. İkincisi, cinsiyet eğitimini üreme bilgisinden ibaret zannetme. Bu iki hatalı yaklaşım, anne babaların işini zorlaştırıyor.
Aslında, cinsiyet eğitimi zannedildiği kadar zor bir mesele değildir. Birinci hatalı yaklaşımı bir hadis-i şerifle çözeceğiz. Peygamberimiz(a.s.m.) &#8220;Çocuğu olan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><strong><img style="border: 1px solid #ebebeb; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://img258.imageshack.us/img258/3765/yzndeiekleraanbahargzlojy9.jpg" border="0" alt="" /><br />
</strong></span></p>
<hr style="color: #89959b;" size="1" /><!-- / icon and title --><!-- message --><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="color: darkred;"></p>
<p><em>ALİ ÇANKIRILI</p>
<p>Anne babaların çocuk eğitiminde en çok zorlandığı konuların başında cinsiyet eğitimi geliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi, konuya yetişkin gözüyle yaklaşma. İkincisi, cinsiyet eğitimini üreme bilgisinden ibaret zannetme. Bu iki hatalı yaklaşım, anne babaların işini zorlaştırıyor.</p>
<p>Aslında, cinsiyet eğitimi zannedildiği kadar zor bir mesele değildir. Birinci hatalı yaklaşımı bir hadis-i şerifle çözeceğiz. Peygamberimiz(a.s.m.) &#8220;Çocuğu olan onunla çocuklaşsın&#8221; buyuruyor. Burada ‘çocuklaşmak’tan kastedilen olaylara çocuk gözüyle yaklaşmak, yani psikolojideki ifadesiyle empati yapmaktır. Esasında insanları anlamanın yolu da empatiden geçer. Bir insan bizimle konuşurken veya tartışırken onu anlamanın en kolay yolu kendimizi o insanın yerine koymaktır.<br />
<span id="more-1438"></span></em> <em></p>
<p>Çocuğun yedi yaşına kadar yaratılışa, üremeye, cinsiyet farklılıklarına ve doğuma ait soruları cinsel tecessüsten uzak, tamamen öğrenmeye yönelik, masum sorulardır. Çocuk nazarında &#8220;Ben dünyaya nasıl geldim?&#8221; sorusu ile &#8220;Bu uçak havada nasıl duruyor, neden yere düşmüyor?&#8221; sorusu arasında fark yoktur. </em> <em></p>
<p>Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, cinsiyet eğitimi üreme bilgisinden ibaret değildir. Üreme bilgisi, cinsiyet eğitiminin sadece bir alt başlığıdır. Oysa toplumumuzda cinsiyet eğitimi cinsel ilişki ve üreme bilgisinden ibaret zannedildiği için, gençlere ancak evlilik hayatına adım attığı güne gelindiğinde cinsiyet bilgisinin verilmesi gerektiği düşünülür. Ki, o vakit geldiğinde bu bilginin veriliş biçiminin çirkinliği, kabalığı, uygunsuzluğu da cabası! Oysa, vaktiyle sorduğu sorulara ölçülü ve makûl bir cevap verilmemiş çocuklar ve gençler, meraklarını başka kanallardan cevap arayarak gidermeye çalışırlar. Sonuç, sorusuna ilgili yaşta aklının alabileceği, ruh sağlığını da bozmayacak şekilde cevap verilse rahatlayacak olan çocuğun, arkadaş çevresinin veyahut uygunsuz yayınların eline düşüp yalan-yanlış bir sürü şey duyması ve bunun çocukları gerek bedenen, gerek mânen deformasyona uğratmasıdır.</em> <em></p>
<p>Öğrencilerin ekseriyetini dindar aile çocuklarının oluşturduğu bir kolejde görev yaptığım yıllarda tuvalet duvarlarında ve kapılarında öyle çirkin yazılara ve küfürlere rastlıyordum ki, şaşırmamak elde değildi. Bunun bir tek açıklaması vardı: Bu çocuklara aileleri tarafından yeterli ve sağlıklı bir cinsiyet eğitimi verilmiyordu! Bir meseleyi görmezden gelerek veya yok sayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Eğer bu mesele ruh sağlığıyla yakından ilgiliyse ve bazı çevrelerce istismar edilip gençler kolayca tuzağa düşürülüyorsa—ki öyledir—anne baba ve eğitimci olarak sorumluluğumuz daha da ağırlaşıyor demektir.</em> <em></p>
<p>Cinsiyet Eğitimi Doğumdan İtibaren Başlar</em> <em></p>
<p>Konferanslarımda, katıldığım radyo ve televizyon programlarında ana-babaların sıklıkla sorduğu soru şu: Çocuklarımıza ne zaman cinsiyet eğitimi vermeye başlamalıyız? Cevabım: Doğumdan itibaren. Bu cevap soru sahiplerini şaşırtıyor elbette. Evet, tekrar ediyorum, cinsiyet eğitimi doğumdan itibaren başlar.</em> <em></p>
<p>Bir annenin yeni doğan bebeğin altını temizlerken hoşnutsuzluk göstermesi, yüzünü ekşitmesi daha ilk günden itibaren çocuğa cinsel bölgenin tiksindirici birşey olduğunu telkin etmektedir. Bebek, vücudunu tanımak için ayaklarına, başına, kulaklarına dokunduğu gibi; cinsel organına da dokunur. Bunun tuhaf hiçbir yanı yoktur. Eğer bebek cinsel organına dokunduğu sırada anne bebeğin eline vurur veya elini tutup zorla cinsel bölgeden uzaklaştırırsa, yine olumsuz kanaatler edinmesine sebep olacaktır. Çok kere çocukların cinsel organlarıyla oynadığını gören anne ve babaların sert tepki gösterdiğini, &#8220;Çek elini oradan, ne kadar ayıp!&#8221; dediğini görmüşsünüzdür. Bu, çocuğun hak etmediği bir ayıplamadır. Anne baba, bu davranışı yasaklama yerine, sebepleri üzerinde durmalıdır. Çocuk neden elini cinsel organına götürür? Temizlik ihmalinden dolayı çocuğun cinsel organı mantar kapmış olabilir. Bu da kaşıntıya sebep olacağından, çocuk farkında olmadan elini cinsel organına götürür. Yine çocuklar oyuna daldığı zaman tuvalet ihtiyaçlarını unuturlar. Çünkü oyun çocuğun en ciddi işidir. O ciddi işi bırakıp tuvalete gitmezler, ellerini cinsel organlarına bastırarak tuvalet ihtiyaçlarını ertelemeye çalışırlar.</em> <em></p>
<p>Anneler, cinsiyet eğitiminde en büyük yanlışlığı çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışırken yaparlar. Çocuğun altını temizlemekten ve bez değiştirmekten kurtulmak için baskı uygularlar. Bu baskıya uymayan çocuğu ayıplayarak, tehdit ederek, korkutarak veya ceza vererek amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. Başvurdukları bu araçlar fıtrata ve çocuk onuruna aykırı olduğu için işleri daha da zorlaşır. Normal olarak bir çocuk, fiziksel ve sinirsel gelişimine paralel olarak, tuvalet kontrolünü gündüzleri 2-3 yaşlarında, geceleri 4-5 yaşlarında kazanabilir. Bundan önce yapılacak zorlamalar çocuğu güç durumda bırakır. &#8220;Yine mi altına kaçırdın, pis çocuk! Bir daha çişini haber vermez, altına kaçırırsan pipini yakarım!&#8221; gibi suçlayıcı, küçük düşürücü sözler çocuğun cinsel ve boşaltım organlarından nefret etmesine, aşağılık duygusuna kapılmasına, vücudundan utanmasına sebep olacaktır. Bu da, ilerleyen yaşlarda değişik cinsel sapmalara zemin hazırlayabilir.</em> <em></p>
<p>Cinsiyet Eğitimi Sırasında Yapılan Yanlışlar</em> <em></p>
<p>Sevginin açamayacağı kapı yoktur. Sevgi, eğitimin sihirli anahtarıdır. Allah, en vahşi hayvanlarda bile, bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren hormonlar eliyle anneye sevgi ve şefkat depolar. Bebeğini sevmeyen bir anne düşünemiyorum. Ancak bazı anneler eğitim eksikliği, ailevî problemler ve geçim sıkıntısı yüzünden bebeklerine sevgilerini ifade edemezler. Bir çocuk sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin değil ise, emin oluncaya kadar koyduğunuz kuralları çiğnemeye ve sizinle çatışmaya devam edecektir.</em> <em></p>
<p>Çocuğun cinsiyet eğitiminde anne babaların birbirlerine karşı davranışları da çok önemlidir. Evlenme yaşına geldiği halde bir türlü evlenmeye razı edilemeyen genç bir kızımızla yaptığımız görüşmede, kocası tarafından devamlı horlanan, küfür ve dayağa muhatap olan bir anne modelinin genç kızda evliliğe karşı olumsuz duygular kazandırdığını ortaya çıkarmıştık.</em> <em></p>
<p>Çocuğunuzu Yatağınıza Almayın</em> <em></p>
<p>Anne-babaların çocuğu yataklarına almaları ve bunu alışkanlık haline getirmeleri kesinlikle yanlış bir davranıştır. Anne baba ile aynı yatağı paylaşmaya alışan bebeklerde bağımlılık duygusu devam etmekte ve kişilik gelişimleri gecikmektedir. Olayın bir de cinsel mahremiyet boyutu var. Çocuk her zaman uykuda olmayabilir. Gözü kapalıdır, ama uyumuyordur. Uyumayan çocuk anne-babanın mahrem konuşmalarına ve ilişkilerine kulak misafiri olabilir. Yahut âniden uyanabilir. Her iki halde de cinsel mahremiyet zedelenmekte, çocuğun cinsel ilişki hakkında yanlış kanaatler edinmesine ve çocuğun ruh sağlığının bozulmasına sebep olunmaktadır.</em> <em></p>
<p>Anne babalara bebeği yataklarına almamalarını ve dört yaşından sonra da odasını ayırmalarını tavsiye ediyoruz. Aynı odayı paylaşan çocuklarınız varsa, ön ergenliğe ulaşan (13-14 yaşına gelen) çocuğun odasını da ayırmalısınız. Kişilik gelişiminde mahremiyetin önemi büyüktür. Sizin odanız nasıl mahrem ise, gencin odası da mahremdir. Kapıyı vurmadan odasına girmemeli; çantasını, çekmecelerini, ceplerini, cüzdanını, hatıra defterini karıştırmamalısınız. </em> <em></p>
<p>Çocuğun Sorularına Cevap Vermek Zor Değildir</em> <em></p>
<p>Cinsiyet eğitiminin güçlüklerinden biri de anne-babaların çocukların sorularına nasıl cevap vereceklerini bilememeleri. Bunun da sebebi, olaya yetişkin gözüyle bakmaları. Çocuk uzun açıklamalardan ve detaylardan hoşlanmaz. Siz, bir soruyu bilimsel olarak detaylarıyla anlatmaya başladığınız an, çocuk sıkılıp başka şeyle meşgul olmaya başlayacak, belki sorusunu bile unutacaktır. Cevaplarınız çocuğun seviyesine göre, kısa ve anlaşılır olmalıdır. </em> <em></p>
<p>Çocuğunuz cinselliğe ait bir soru sorduğunda telaşa kapılmanın, kızarıp bozarmanın veya konuyu değiştirip onu atlatmaya çalışmanın bir yararı yoktur. Böyle yaptığınız takdirde çocuk cinselliğe ait konularda size soru sormayacak, bu ihtiyacını başka kanallardan gidermeye çalışacaktır. </em> <em></p>
<p>Çocuklar bazen oyun oynarken odanın kapısını kapatır, yaptıklarının görülmesini ve konuştuklarının duyulmasını istemezler. Kapıyı kapattıkları zaman, ihtimal, anne-baba oyunu oynamakta, veya gördükleri-duydukları şeyleri anlatmaktadırlar. Böyle bir durumla karşılaşırsanız, telaşa kapılıp odalarına girmeyin. Bu davranışınızla onlara güvenmediğinizi göstermiş olursunuz. Eğer çocuğunuza sağlıklı ve doğru bir eğitim veriyorsanız korkmanıza gerek yoktur.</em> <em></p>
<p>Çocuğun cinselliğe ait sorularına cevap vermenin zor olmadığını söylemiştik. Burada esas olan, çocuğun sorularına cevap verirken takınacağınız tavırdır. Eğer cevap verirken yumuşak bir ses tonu kullanır, rahat hareket ederseniz, çocuk da kendisini rahat hissedecektir. Bunu bir örnekle açıklığa kavuşturalım. Diyelim ki, çocuğum bana &#8220;Baba ben nereden geldim?&#8221; şeklinde bir soru sordu. Cevabım aşağı yukarı şöyle olurdu: &#8220;Bir çocuğun olabilmesi için anneye ve babaya ihtiyaç var. Annesiz babasız çocuk olmaz. Anne ve baba çocuk sahibi olmak istedikleri zaman birlikte dua ederler. ‘Allah’ım bize bir bebek ver!’ derler. Allah da onların duasını kabul ederse, annenin karnına minicik bir bebek koyar. Bebek burada büyümeye başlar ve annesinin sütünü emecek kadar büyüdüğü zaman kımıldayarak anneye haber verir. Baba anneyi hastaneye götürür. Orada doktorun ve ebenin yardımıyla anne bebeğini doğurur.&#8221; Eğer hastanenin, doktorun ve ebenin görevini merak ederse kısaca açıklarım. Yine, &#8220;Bebek nereden çıkar?&#8221; şeklinde bir soru sorarsa, Allah’ın anneleri buna göre yarattığını, doğum sırasında Allah’ın annelerin karnına bir genişlik verdiğini, bebeğin bu şekilde doğduğunu söylemekte bir mahzur yoktur. Anlattığımız şeyler basit ve doğru bilgiler olmalıdır. </em> <em></p>
<p>Çocuklar erkeğe ve kadına ait cinsiyet farklılıklarını da merak ederler. Bir kız çocuğu, erkek kardeşinde olan şeyin kendisinde niye olmadığını sorabilir. Bunun bir eksiklik olduğunu veya Allah tarafından cezalandırıldığını düşünebilir. Böyle bir soru ile karşılaşırsak, anne ve baba rollerine gönderme yaparak açıklamayı kolaylaştırabiliriz. Eğer daha önce yukarıdaki soruyu cevaplamış isek işimiz daha da basitleşir. &#8220;Kardeşinde olan şey sende yok; çünkü Allah kız çocuklarını büyüyünce anne olabilmesi için erkek çocuklardan farklı şekilde yaratır&#8221; cevabı yeterlidir. Bebeğine süt emziren bir kadını, meselâ kendi annesini gördüğünde soracağı muhtemel sorulara da, yine annelik rolünü açıklayarak cevap verebiliriz: &#8220;Annelerin göğüsleri babalarınkinden farklıdır. Allah bebeklerin beslenmesi için anneleri öyle yaratmıştır. Çünkü bebekler daha küçük oldukları için yemek yiyemezler, annelerinin sütünü emerek büyürler&#8221; şeklindeki bir cevap çocuk için pekâlâ ikna edici olacaktır.</em> <em></p>
<p>(Çocukların sorabilecekleri bütün soruları burada sıralamamızın ve cevaplamamızın imkânsız olduğunu takdir edersiniz. Sorularınızı e-mail adresime yazdığınız takdirde cevaplaya çalışacağım.)</em> <em></p>
<p>Sağlıklı Bir Gençliğin Temeli Çocuklukta Atılır</em> <em></p>
<p>Çevrenin, medyanın, arkadaş gruplarının cinsel kimlik üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Çocukluğunda anne-baba ile sağlıklı bir iletişim kuramayan gençler, kolayca çevrenin ve arkadaş grubunun etkisinde kalırlar. Gençlik ve moda dergileri, televizyon, sinema ve internet, elbirliğiyle çocuğunuzu sizden koparırlar. Bizi arayarak, &#8220;Çocuğum kötü arkadaşların kurbanı oldu, geceleri eve geç geliyor, bizi dinlemiyor, herşeye kızıyor, bizi geri kafalı ve baskıcı buluyor&#8221; diye yakınan anne-babaların sayısı az değildir. İyi bir eğitim almış, sevilen ve kendisine değer verilen aile çocukları kolay kolay kötü arkadaş seçmezler. Çünkü aileden aldıkları eğitim onlara güçlü bir güven duygusu kazandırmıştır. Arkadaşı tarafından ailesinden aldığı terbiyeye uymayan bir teklifle karşılaştığı zaman ‘hayır’ demesini bilecek, ısrarı halinde onunla ilişkilerini kesecektir. </em> <em></p>
<p>Hata yapmayan insan yoktur. Öyleyse, hata yapmayan çocuk da olmayacaktır. Çocuklarınız hata yapacak, ona öğrettiklerinizi deneme-yanılma yoluyla pekiştirecek veya yeni birşey öğrenecektir. Meselâ, anne babanın odasına kapıyı vurmadan ve &#8220;Gir!&#8221; sesi duymadan girilmeyeceğini öğreteceksiniz; ancak ola ki çocuğunuz dalgınlık eseri odanıza kapıyı vurmadan girebilir. Diyelim ki siz de o sırada çamaşır değiştiriyorsunuz. Çocuğa bağırıp çağırmadan mahrem yerlerinizi örtün ve sakin bir sesle Rabbimizin kapalı odalara kapıyı çalarak vurmamızı istediğini, buna uygun davrandığımızda Allah’ın bizi daha da çok seveceğini hatırlatın.</em> <em></p>
<p>Bilhassa ergenlik çağındaki çocuklarınızla çatışmak istemiyorsanız, onlara güvendiğinizi, değer verdiğinizi ve bütün huylarına rağmen onları sevdiğinizi söz ve davranışlarınızla göstermelisiniz. &#8220;Biz senin yaşında iken&#8230;&#8221; diye başlayan nasihatler kadar genci sıkan birşey yoktur. Gençlerle konuştuğum ve anne babaları hakkında en çok neden şikayetçi olduklarını sorduğum zaman, aldığım cevapların başında, &#8220;Annem babam bana güvenmiyor&#8221; gelmektedir. Diğer şikayetlerini de şöyle sıralıyorlar: &#8220;Bana hep çocuk gözüyle bakıyorlar, büyüdüğümü kabul etmiyorlar, arkadaşlarımı beğenmiyorlar, görüşlerime değer vermiyorlar, herşeyime karışıyorlar, kendilerinin de yanılacaklarını ve yanlış yapacaklarını kabul etmiyorlar, beni sevmiyorlar.&#8221;</em> <em></p>
<p>Çocuklarınızı duygusal olarak kendinizden uzaklaştırmak istemiyorsanız onlara karşı hoşgörülü, yumuşak, sabırlı ve sevecen olmalısınız. Onlara zaman ayırmalı, onları dinlemeli, her sıkıntılarında arkalarında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Sevabıyla günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla onlar sizin çocuklarınız</em> </span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarda-cinsel-egitim-nezaman-ve-nasil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda ruh sağlığı problemleri /Ali Çankırılı</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarda-ruh-sagligi-problemleri-ali-cankirili.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarda-ruh-sagligi-problemleri-ali-cankirili.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2009 14:33:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ali çankırılı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimci]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik çağı]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=948</guid>
		<description><![CDATA[

İNSANIN kendini değerli hissetmesi, aile ve iş hayatında başarılı olması ve içinde yaşadığı toplumla iyi geçinmesi ruh sağlığı ile yakından ilgilidir. Ruh sağlığının temeli çocuklukta atılır. Çoğu anne babalar çocukların beden sağlığı ile ilgilendikleri kadar ruh sağlığıyla ilgilenmezler. Elbette bunu bilerek yapmazlar. Çünkü beden sağlığının bozulduğunu ateşinin yükselmesinden ve şikayetlerinden kolayca anlayabiliriz; fakat ruh sağlığının]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"><span style="color: darkred;"><br />
<img style="border: 0pt none; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm4.static.flickr.com/3028/2773690303_1aa328b47c.jpg?v=0" border="0" alt="" width="400" height="267" /></p>
<p>İNSANIN kendini değerli hissetmesi, aile ve iş hayatında başarılı olması ve içinde yaşadığı toplumla iyi geçinmesi ruh sağlığı ile yakından ilgilidir. Ruh sağlığının temeli çocuklukta atılır. Çoğu anne babalar çocukların beden sağlığı ile ilgilendikleri kadar ruh sağlığıyla ilgilenmezler. Elbette bunu bilerek yapmazlar. Çünkü beden sağlığının bozulduğunu ateşinin yükselmesinden ve şikayetlerinden kolayca anlayabiliriz; fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak zordur. Aslında her çocuk ruh sağlığının bozulduğunu bazı işaretlerle belli eder, ancak bu işaretleri çözme bilgisinden yoksun olduğumuz için işin ciddiyetini anlayamayız.<br />
Okuduğumuz kitaplardan, eğitimcilerden, psikologlardan “ruh sağlığı” ifadesini sık duyarız, ama çok azımız bunun ne anlama geldiğini bilir. Ruh sağlığını açıklarken her yazar kendi tarzına göre farklı kelimeler kullanabilir. Ancak sonuçta hepsi aynı anlama gelir. Ruh sağlığını kısaca şöyle açıklayabiliriz: Yetişkin insanın veya çocuğun kendine, aile üyelerine, arkadaşlarına ve yabancılara karşı davranışlarında neler hissettiğini, zor durumlar karşısında nasıl davrandığını, geleneklere, görgü kurallarına, toplumun dinî ve ahlakî değerlerine nasıl baktığını, karşılaştığı olayları nasıl yorumladığını, zevklerini, eğilimlerini ve hayata bakış açısını belirleyen duygusal güçlere ruh sağlığı denir.<br />
<span id="more-948"></span><br />
Çocukların davranışlarını izleyerek ruh sağlıklarının yerinde olduğunu anlamamız, bozulduğunu gösteren işaretleri çözmemizden daha kolaydır. Sevildiğinden emin olan, kendisini değerli hisseden, aile içinde duygularını çekinmeden dile getiren, kurallara uyan, sorumluluklarını yerine getiren, özgüven duygusu gelişmiş, paylaşmayı ve işbirliğini bilen, geçinilmesi kolay, arkadaşları tarafından aranan bir çocuğun ruh sağlığı yerinde demektir.</p>
<p>Her çocuk bazen canımızı sıkan ve bizi endişelendiren davranışlarda bulunabilir. Hemen telaşa kapılıp bunları ruh sağlığının bozulduğunu gösteren işaretler olarak değerlendirmemiz gerekmez. Bu tür davranışlar gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabileceği için sabırla ve anlayışla karşılamalı, isterse kendisini dinlemeye ve sıkıntısını paylaşmaya hazır olduğumuzu hissettirmeliyiz. “Ne oldu sana, haydi anlat!” diyerek sıkıştırmak, paylaşmak değildir.</p>
<p>Çocuğun Davranış Dilini</p>
<p>Doğru Yorumlamalıyız</p>
<p>Karşımızdaki kişi veya kişilerle iletişimde bulunmak için mutlaka söz dilini kullanmamız gerekmez. Davranışlarımızın da bir dili vardır: Buna “vücut dili” diyoruz. Cami kapısına oturmuş, üstü başı perişan, elini açmış veya önüne bir mendil sermiş yaşlı bir adamın söz diliyle “Ben dilenciyim, Allah rızası için bir sadaka!” demesi gerekmez. Belki boynunu büküp konuşmaması gelip geçenler üzerinde daha etkili olmaktadır.</p>
<p>Çocuk davranışlarının da bir dili ve anlamı vardır. Anne salonda oturmuş televizyonda dizisi izlerken çocuğun ikide bir önünden geçip görüşünü kapatması vücut diliyle bir mesajdır. Bu mesajda çocuk: “Anne televizyon benden daha mı önemli? Ben senin evladınım, sevgine ve ilgine ihtiyacım var, bana da zaman ayır&#8230;” demektedir. Eğer anne bu mesajı doğru algılamazsa, çocuğun davranışını “yaramazlık” olarak değerlendirecek, “Çekil önümden, televizyonu göremiyorum! Odana git, oyuncaklarınla oyna&#8230;” diyerek çocuğu başından savmaya çalışacaktır. Çocuk annenin sözlerini şöyle yorumlar: “Haklıymışım, televizyon benden daha önemliymiş. Annem beni sevmiyor&#8230;”</p>
<p>Yaramazlık olarak değerlendirdiğimiz çocuk davranışları aslında duygusal açlığı dile getiren küçük işaretlerdir. Bu işaretler doğru yorumlanıp çocuğun duygusal açlığı giderilmezse, ruh sağlığı yara almaya başlayacak “davranış bozukluğu” dediğimiz altını ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme, saldırganlık vb. daha ciddi işaretler ortaya çıkacaktır. Anne baba çocuğunda gördüğü davranış bozukluklarını kınama, yargılama, tehdit ve ceza ile bastırmaya çalıştığı zaman problemin çözümü daha da zorlaşacak; davranış bozuklukları “ağır duygusal rahatsızlıklar” dediğimiz kaygı, depresyon, kendi kendine konuşma, sindirim sistemi ve uyku bozukluğu vb. şeklinde yön değiştirecektir. Ağır duygusal rahatsızlıklar tedavi edilmediği taktirde çocukların ailesiyle çatışmasına ve okul başarısının düşmesine yol açmakta; alkol, sigara, uyuşturucu, kumar gibi kötü alışkanlıklara zemin hazırlamakta, intihara kadar varan ciddi sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p>Ağır Duygusal Rahatsızlıkların İşaretleri</p>
<p>Koruyucu tıbbın temel kuralı psikolojide de geçerlidir: Sağlığa bakış açımız, hastalanıp çare aramaktansa hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Çocuklarımızın duygusal açlık ifade eden yaramazlıklarını doğru yorumlayıp açlıklarını giderecek yeterli sevgiyi, şefkati, korumayı, ilgiyi ve güveni vermemiz gerekir. Bunu yaptığımız taktirde koruyucu tıbbın gereğini yerine getirmiş, ağır duygusal rahatsızlıklara giden yolları kapatmış oluruz.</p>
<p>Çocuğumuzun duygusal yönden yaralandığını, ruh sağlığının tehlikeye girdiğini gösteren bazı işaretler vardır. Bu işaretlerden birini veya birkaçını gördüğümüz zaman vakit geçirmeden bir ruh sağlığı uzmanına gitmemiz, çocuğu tedavi ettirmemiz, aynı rahatsızlığın tekrar etmemesi için ailece terapi görmemiz gerekir.</p>
<p>Duygusal rahatsızlıkların işaretlerini ciddiyet derecesine göre kısaca şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>• En basit ihtiyacını bile ağlayarak dile getirme</p>
<p>• Başka çocuklardan daha korkak, endişeli ve kaygılı olma</p>
<p>• Mantıklı bir sebebi olmadan üzülme, çaresizlik, kendini kötü hissetme ve bu duygulardan kurtulamama</p>
<p>• Kendisini günahkâr, değersiz ve suçlu hissetme</p>
<p>• Sevdiği birini kaybettikten veya ondan ayrıldıktan sonra uzun süre yas tutma ve bu ayrılığa alışamama</p>
<p>• Boyunu, kilosunu, fiziksel görünüşünü beğenmeme ve bunu büyük bir problem olarak görme. Kilosu normal olduğu halde takıntılı bir şekilde spor yapma veya diyet uygulama.</p>
<p>• Fazla alıngan olma, çabuk öfkelenme</p>
<p>• Unutkan ve dalgın olma, bu yüzden sık kaza yapma</p>
<p>• Okul başarısında düşme</p>
<p>• Konuşmaktan hoşlanmama, odasına kapanıp saatlerce çıkmama, hayallere sığınma</p>
<p>• Eski alışkanlıklarını ve zevklerini kaybetme</p>
<p>• Ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaşıp kendi kabuğuna çekilme</p>
<p>• Her şeyden çabuk sıkılma, başladığı bir işin sonunu getirememe</p>
<p>• Yeme ve uyuma alışkanlığında değişmeler gösterme</p>
<p>• Gün içinde ellerini çok sık yıkama, eşyalarını temizleme</p>
<p>• Kaynağı açıklanamayan sesler duyma, tekrarlanan kâbûslar görme</p>
<p>• Başına kötü bir kaza geleceğinden, kötü bir şey yapacağından, arkadaşlarına ve ailesine zarar vereceğinden korkma</p>
<p>• Yaşamayı taşınmazı zor bir yük gibi görme ve intiharın bu yükten bir kurtuluş olacağından söz etme</p>
<p>• Alkol, hap veya uyuşturucu kullanma</p>
<p>Duygusal Rahatsızlığın Sebepleri</p>
<p>ve Aileye Düşen Görevler</p>
<p>Çocuklarda görülen duygusal rahatsızlıkların sadece aileden kaynaklandığını söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Aile araştırmasında ciddi bir negatif bulguya rastlanmayan beyin kimyasındaki bir bozukluktan, sinir sisteminin zarar görmesinden veya hasta genlerden kaynaklanan duygusal rahatsızlık vakaları çoktur. Olumsuz çevre şartlarının da duygusal rahatsızlıkta payı vardır. Fakirliğinden, ırkından, dinî inancından, vücut sakatlığından dolayı arkadaşları tarafından reddedilen, tecavüze veya şiddete maruz kalan çocuklarda duygusal rahatsızlıkların ortaya çıkma riski oldukça yüksektir. Gelişmiş modern araçlarla yapılan ciddi araştırmalara rağmen ağır duygusal rahatsızlıklara yol açan sebeplerin tamamı bilinmemektedir.</p>
<p>Sebep ne olursa olsun en büyük görev yine aileye düşmektedir. Anne baba çocuğunu tedavi ettirmek için elinden gelen her fedakârlığı göstermelidir. Aile talep etmedikçe ve istekli olmadıkça hiçbir ruh sağlığı uzmanı kapılarını çalıp “çocuğunuzu tedavi edeceğim” demez. Bazı aileler, başkaları duyarsa ne der, hakkımızda ne düşünür korkusuyla psikologa veya psikiyatra gitmek istemezler. Hiçbir anne babanın kendi prestijini düşünerek çocuğun ruh sağlığını riske atma hakkı yoktur. Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde ciddi duygusal rahatsızlığı olduğu halde çocuğunu doktora götürmeyen aileler komşuları tarafından polise şikayet edilmekte, Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen bir doktor gelip çocuğu tedavi ettirmek üzere hastaneye götürmektedir.</p>
<p>Maalesef ülkemizde henüz ihtiyaca cevap verecek bir sağlık politikası yok. Düşük ücretle ve sigortasız çalıştırılan binlerce insan, hiçbir sağlık sigortasından yararlanamayan milyonlarca işsiz, gerekli tedavi masraflarını ödeyemediği için hastanelerde rehin tutulan onlarca hasta var. Daha doğru dürüst beden sağlığını koruyamayan bu insanlara ruh sağlığından bahsetmek lüks gelebilir. Şartlar ne olursa olsun, çocuğunda yukarıda saydığımız işaretlerden birkaçını gören anne babalar tedavisini üstlenecek bir yardım kuruluşu veya hayırsever bir insan buluncaya kadar aramayı sürdürmeleri gerekir. Vakıf hastaneleri ve bazı özel sağlık kurumları hastanın ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmekte veya ücretsiz bakabilmektedir.</p>
<p>Bölgelere ve geleneklere göre anne baba tutumları değişebilir, ancak çocuğun ruhsal ihtiyaçları değişmez. Çocuk sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin olduğu zaman dayak bile yese duyguları incinmez. “Annem kötü çocuk olmamı istemediği için dövüyor&#8230;” diye düşünür. Yıllar önce görev icabı yolumuz Doğu Anadolu’nun bir kasabasına düşmüştü. Arabamızla Sağlık Ocağı’na doğru giderken sokakta bir kadının çocuk dövdüğünü gördüm. Arabayı durdurdum. Kadına sordum: “Bu çocuk senin neyin oluyor?” Yüzüme baktı. Doğu şivesiyle: “Oğlumdur,” dedi.</p>
<p>— Neden dövüyorsun?</p>
<p>— Oğlum değil mi, hem severim, hem döverim. Sana ne!</p>
<p>Kadından azarı işitince çocuğa döndüm: “Annenin seni dövmesine üzülmedin mi?” Çocuk sanki dayak yememiş de sırtı okşanmış gibi keyifle güldü: “Neden üzüleyim? Anamdır&#8230;” Çocuğun başını okşadım: “Haklısın,” dedim. “Anandır, hem sever, hem döver.”</p>
<p>Çocuk aslında dayaktan çok dayak sırasında söylenen aşağılayıcı sözlerden ve takınılan düşmanca tavırdan incinir. Küçük bir çocuk yanan sobaya doğru elini uzatırken, anne onu bu davranışından caydırmak için eline bir tokat vurduğu zaman çocuk döner annesinin yüzüne bakar. Annenin asık suratlı ve öfkeli olduğunu gördüğü zaman sobayı unutur ağlamaya başlar. Çocuğu ağlatan eline vurulan tokat değildir, annenin tokat atarken takındığı tutumdur. Aynı anne tokat atarken hafif gülümsese çocuğun duyguları incinmeyecek ve ağlamayacaktır. Eski terbiyeciler buna “şefkat tokadı” derler.</p>
<p>Anne baba olarak öncelikli görevimiz çocuklarımızın ruh sağlığını korumaktır. Bu itibarla onların da bir insan olduğunu, temel hak ve özgürlükleri bulunduğunu, anne baba da olsak bunları kısıtlamaya hakkımız olmadığını, bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Çocuklarımıza karşı beklentilerimizde onların gelişim evrelerini dikkate almalı, yapabileceklerinden fazlasını istememeliyiz. Öfkelerini, üzüntülerini, korkularını ve endişelerini olgunlukla karşılamalı, ifade etmelerine izin vermeli, bu duyguların nereden kaynaklandığını anlatmalı, onlarla nasıl baş edeceklerini öğretmeliyiz.</p>
<p>Çocuklarımıza bolca nasihat etmek yerine kendimiz iyi örnek olmalıyız. Çünkü onlar bizi taklit ederek büyüyeceklerdir. Yeteneklerini ve bu yöndeki girişimlerini destekleyerek her konuda yardım etmeye hazır olduğumuzu hissettirmeli, güven duygularını güçlendirmeliyiz. Aynı fikirde olmadığımız ve anlaşamadığımız durumlarda görüşlerinden dolayı onları suçlamamalı, yargılamamalı, bağımsız bir kişilik kazanmalarına yardımcı olmalıyız.</p>
<p>Yapıcı, mantıklı ve tutarlı bir disiplin uygulamalıyız. Disiplin ceza değildir, çocuğun davranışlarına karşı takındığımız tutumdur, yani doğru davranışlarını desteklemek, yanlış davranışlarını onaylamamaktır. Her çocuk kendine özeldir, bütün çocuklar için doğru olan bir disiplin şekli yoktur. Dayak ve ceza, sözün tesir etmediği durumlarda en son başvurulacak bir çaredir. Cezanın amacına ulaşması ve çocuğu yanlış davranışlardan caydırması için sebebini açıklamalı, duygularını ve kişiliğini incitici davranışlardan ve sözlerden sakınmalıyız.</p>
<p>Hiç kimse mükemmel değildir. Ne kadar bilgili ve iyi niyetli olursak olalım çocuklarımızı eğitirken bazen canımızı sıkan, aşamadığımız ve çözemediğimiz problemler çıkabilir. Problemin uzun süre devam etmesi durumunda bir ruh sağlığı uzmanından yardım istemekten çekinmemeliyiz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarda-ruh-sagligi-problemleri-ali-cankirili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızı Cinsel Tacizden korumak için.. /Ali Çankırılı</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarimizi-cinsel-tacizden-korumak-icin-ali-cankirili.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarimizi-cinsel-tacizden-korumak-icin-ali-cankirili.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 09:18:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ali çankırılı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[ayıp]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bakıcı]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[buluğ çağı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel konular]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimci]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[internet kafe]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[kandırma]]></category>
		<category><![CDATA[korumak için]]></category>
		<category><![CDATA[kötü niyetli]]></category>
		<category><![CDATA[ne yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[oyun oynama]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[porno siteleri]]></category>
		<category><![CDATA[sevme]]></category>
		<category><![CDATA[tacizciler]]></category>
		<category><![CDATA[terkedilmiş evler]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=813</guid>
		<description><![CDATA[
OKUYUCULARIMDAN sıkça e-mail (elektronik posta) alıyorum. Çocuk eğitimine gösterilen bu ilgi bizi sevindiriyor ve yazma cesareti veriyor. Son günlerde medyada tartışma konusu yapılan ‘çocuk pornosu ve cinsel taciz’ anne babaları iyice korkutmuş. Özellikle büyük şehirlerden yazan anneler, çocuklarını cinsel tacizden nasıl koruyacaklarını soruyorlar. İstanbul’dan yazan bir anne, çocuğunu cinsel taciz konusunda bilgilendirmek istediğini, ancak bunu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="color: darkred;"><img style="border: 0pt none; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm1.static.flickr.com/16/22857272_ffaf93730b.jpg?v=0" border="0" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p>OKUYUCULARIMDAN sıkça e-mail (elektronik posta) alıyorum. Çocuk eğitimine gösterilen bu ilgi bizi sevindiriyor ve yazma cesareti veriyor. Son günlerde medyada tartışma konusu yapılan ‘çocuk pornosu ve cinsel taciz’ anne babaları iyice korkutmuş. Özellikle büyük şehirlerden yazan anneler, çocuklarını cinsel tacizden nasıl koruyacaklarını soruyorlar. İstanbul’dan yazan bir anne, çocuğunu cinsel taciz konusunda bilgilendirmek istediğini, ancak bunu nasıl yapacağını bilmediğini söylüyor ve kendisine yardımcı olmamızı istiyor. Bir baba, internet kafelerde gençlerin porno içerikli sitelere girdiğini, cd’ler izlediğini, belediyelerin ve ahlâk zabıtasının buraları denetlemesi gerektiğini yazıyor.<br />
Bizimle yüzyüze görüşen öğrenci velilerinden de benzer sorular ve şikayetler geliyor. Medyada öğrencilerine cinsel tacizde bulunan öğretmenlerden bahsedilmesi, anne babalarda ciddi korkulara yol açmış. Bir kız öğrencinin annesi ağlayarak şöyle diyordu: “Evladımızı teslim ettiğimiz öğretmenler de bunu yaparsa, daha kime güveneceğiz?” </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="color: darkred;"><br />
<span id="more-813"></span><br />
Çocuklar üzerinde en az anne baba kadar hakkı bulunan, fedakâr, saygıya lâyık, eli öpülesi binlerce öğretmenin görev aldığı koca bir eğitim camiasında üç-beş ruh hastasının bulunması öğretmenlerimize duyduğumuz güveni sarsmamalıdır. Her konuda olduğu gibi, bu konunun çözümü de yine aile eğitiminden ve terbiyesinden geçiyor. Çocuklarımıza sağlıklı bir cinsel eğitim verir, taciz konusunda bilgilendirir, kendisini nasıl koruyacağını öğretirsek korkmamıza gerek kalmaz. Ancak bunu yapabilmemiz için çocuğumuzla aramızda duygusal bir bağın kurulmuş olması gerekir. Eğer bu duygusal iletişim yoksa, çocuğumuz korkularını, endişelerini, sıkıntılarını bizimle rahatça paylaşmıyorsa; bir cinsel tacizle karşılaştığı zaman gelip bize olayı anlatma cesareti gösteremeyecektir.</p>
<p>Çocuklarıyla konuşup onları bilgilendirmek yerine porno sitelerini filtre eden programlar kullanan, internet kafeyi yasaklayan, evdeki bilgisayardan fax modemi söken anne babalar var. Onlara hak vermemek elde değil. Ancak yasak ve baskı ile böylesine ciddi bir problemin çözülemeyeceğini de hatırlatmadan edemeyeceğiz. Burada önemli olan çocuğun veya gencin sizin zorunuzla değil, kendi iradesi ile pornografiden uzak durması, evindeki bilgisayarı faydalı yönde kullanması.</p>
<p>ÇOCUKLARIMIZI</p>
<p>NASIL BİLGİLENDİRECEĞİZ?</p>
<p>Çocuğun muhtemel cinsel tacizlere karşı kendisini koruyabilmesi için öncelikle sağlıklı bir cinsel bilgiye ihtiyacı vardır. Küçük yaşlarda cinsiyete ait soruları ertelendiği, kınandığı ve suçlandığı takdirde çocuğun zihninde cinsel merakın ayıp birşey olduğu kanaati doğacak, bu merakından dolayı suçluluk duygusuna kapılacak ve soru sormaktan vazgeçecektir. Haya dediğimiz fıtrî (doğal) utanma ile büyüklerin davranış ve sözleri ile telkin ettikleri yapay utanma farklı duygulardır. Kendisini değerli hisseden, insana saygı duyan bir çocuk bu değeri ve saygıyı zedeleyecek bir durumla karşılaştığı, meselâ çıplak görüldüğü zaman rahatsız olur. Bu rahatsızlık, değerini koruma hassasiyetinden kaynaklanan onurlu bir duygudur. Cinsel konularda soru soran bir çocuğa annesi “Ne kadar ayıp, böyle şeyleri sormaktan utanmıyor musun?” dediği zaman ona yaratılışa aykırı bir utanma ve suçluluk duygusu telkin etmiş olur. Çocuğun soruları ya gördüğü veya duyduğu, ancak anlamakta zorluk çektiği cinsel konularla ilgilidir. Eğer sorusunu anlayışla karşılar, söz ve davranışlarımızla memnuniyetsizlik göstermez, detaylara girmeden anlayacağı basit kelimelerle cevap verirsek; hem kafasındaki karışıklığı gidermiş, hem de benzer durumlarda tekrar soru sorma cesareti vermiş oluruz.</p>
<p>Çocuğumuzun cinselliğe ait sorularını cevaplandırırken, bütün vücudumuzun mükemmel yaratıldığını, cinsel organlarımızın da diğer organlarımız kadar gerekli ve değerli olduğunu anlatmalıyız. Cinsel organları sayesinde kızlık, erkeklik, annelik, babalık özellikleri kazanacaklarını bilen çocuklarda özgüven duygusu artar, kendilerini değerli hissederler.</p>
<p>Çocuğumuza cinsel organlarımızın bize özel, bize ait olduğunu, başkaları tarafından görülmesi uygun olmayacağı için örtündüğümüzü öğretmeliyiz. Cinsel bölgelerimize hakaret anlamı taşıyan sözlere küfür dendiğini, kızdığımız kimselere küfür etmememiz, edenleri de uyarmamız gerektiğini anlatmalıyız.</p>
<p>Çocukları cinsel taciz ve istismara karşı korumak için bilgilendirmek yetmez. Bizim de onun adına alacağımız önemli tedbirler var. Çocuğu bilgilendirirken abartmadan ve korkutmadan kaçınmalıyız. Eğer konuyu abartarak anlatırsak insanlara olan güvenini yitirebilir, kendisine gülümseyen veya şefkatle başını okşamak isteyen iyi niyetli birinden bile kuşkulanacak hâle gelir. Cinsel organlarımızın bize ait, özel yerler olduğunu bilen bir çocuğa cinsel tacizi anlatmak kolaydır.</p>
<p>NELER ANLATMALIYIZ?</p>
<p>İstanbul’dan yazan bir anne, “Çocuğumu cinsel tacize karşı korumak için neler anlatacağımı bilmiyorum. Anlatacağım şeylerin onu derinden etkileyeceğini, ruh sağlığını bozacağını düşünüyorum. Böyle düşününce de anlatma cesaretim ve gücüm kalmıyor,” diyor. Annenin bu düşüncesi, konuya yetişkin gözüyle baktığı için, çocuk açısından doğru değildir. Çocuk henüz insanların kötü yanını görmemiştir, kalbi temiz, ruhu berraktır. Bizim kötü tecrübeler yoluyla kazandığımız peşin yargılardan uzaktır. Eğer vereceklerimizi onu korkutmadan ve konunun çirkinliklerine girmeden verebilirsek maksadımıza ulaşmış, onu gelecek tehlikelerden korumuş oluruz.</p>
<p>Korku, o kadar da korkulacak bir duygu değildir. Korku, hayatımızı ve sağlığımızı tehdit eden tehlikelere karşı korunmak için verilmiş gerekli bir duygudur. Bilgilerimiz arttıkça korkularımız da artar. “Cahil cesur olur,” sözü çok yerinde söylenmiş bir sözdür. Cahil adam, olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kuramadığı için kendisini bekleyen tehlikeleri göremez, olaylara gözü kapalı girer. Bir anlık öfkesine yenik düşen nice insanlar, polis ve mahkeme yoluyla kolayca çözebilecekleri bir meselede cana kıyarak kâtil durumuna düşüyorlar. Yine sağlıklı bir cinsel eğitim almadığı için, nice insanlar var ki, şehvetlerine yenik düşerek gayrimeşru cinsel ilişkiye giriyorlar, yuvaların yıkılmasına, namus ve şereflerinin ayağa düşmesine sebep oluyorlar.</p>
<p>Çocuklarımızı okul öncesi dönemde (4-5 yaşlarında) cinsel taciz konusunda bilgilendirmemiz gerekir. Daha önce hem anlamaları zordur, hem de cinsel taciz riski çok düşüktür. Önce çocuklara cinsel organlarına ancak (temizlik, banyo, çamaşır değiştirmek için) anne ve babanın dokunabileceğini, başkalarının buna hakkı olmadığını anlatmalıyız.</p>
<p>Cinsel taciz ve istismar konusunda çocuğumuza vereceğimiz bilgileri şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>• Eğer başkaları, en yakın akrabalar bile, tenha yerlerde seni sever, okşar ve severken cinsel organlarına dokunursa buna izin verme, koşarak oradan uzaklaş. Başına böyle birşey gelirse, gelip bana anlat. Bu kişi yaptıklarını anlatmaman için seni korkutsa bile gelip bana anlatmalısın. Korkma, biz seni koruruz. “Kimseye söyleme” sözü de normal değildir. Eğer gelip bize anlatmazsan o kişi sana zarar vermeye devam eder.</p>
<p>• Her sevme ve okşama kötü niyetli değildir. Sen akıllı bir çocuksun, bunu anlayabilirsin. Eğer bizi kendi çocuğu gibi seven iyi kalpli insanlardan da şüphe edecek olursak onlara haksızlık etmiş oluruz.</p>
<p>• Çarşıda veya pazarda kaybolursan, yanında çocukları bulunan bir aileden yardım iste, seni polis karakoluna götürmelerini söyle. En yakındaki bir dükkana girip dükkan sahibinden de yardım isteyebilirsin. Dükkana girmeden önce içeride başka insanlar olup olmadığına bak, başka insanlar varsa gir.</p>
<p>• Uzak ve ıssız yerlerde, boş ve terkedilmiş evlerde, inşaatlarda, bodrumlarda oyun oynama. Bu gibi yerlerde yardım alamayacağın için kötü niyetli insanların işi kolaylaşır.</p>
<p>• Tek başına çocuk parklarına gitme. Bir yabancı sana şeker, çikolata gibi şeyler verirse alma. Hemen oradan uzaklaş.</p>
<p>• Kötü niyetli insanlar çocukları kandırmak için yalan hikayeler uydururlar. “Annen/baban seni çağırıyor, gel seni annene/babana götüreceğim,” derler. Onlara aldanıp peşlerinden gitme. Bazıları da yalancıktan yardım isterler. Meselâ, “Köpeğim kayboldu, bulmama yardımcı olur musun, beni şu adrese götürür müsün, şu paketi eve çıkarmama yardım eder misin?” derler.</p>
<p>• Yolda bir araba durur, “Beni şu adrese götürür müsün?” veya “Annen kaza geçirdi hastanede yatıyor, seni yanına götürmemi istedi” derse inanma, arabaya binme, hemen oradan uzaklaş.</p>
<p>• Evde yalnızken başkalarına kapı açma. Biz evde iken bile yabancılara kapıyı açma. Gelen, “Ben tüpçüyüm, ben sütçüyüm, ben tamirciyim” dese bile kapıyı açma.</p>
<p>• Bizden izinsiz arkadaş ve komşu evlerine gitme.</p>
<p>• Okuldan eve gelirken tenha yerlerden geçme, içinde yolcu bulunmayan servise veya dolmuşa binme.</p>
<p>Çocuklar bu anlattıklarınızın hepsini aklında tutamaz. Ara sıra sorular sorarak bilgisini tazeleyebilirsiniz. Meselâ, “Okuldan eve gelirken bir araba yanında dursa, annen kaza geçirdi, hastanede yatıyor, ben doktorum, seni yanına götürmemi istedi dese ne yaparsın?” şeklinde bir soru sorarak cevap vermesini isteyebilirsiniz.</p>
<p>ANNE BABA OLARAK</p>
<p>BİZE DÜŞEN GÖREVLER</p>
<p>Cinsel tacizden ve istismardan korunmayı sadece çocuklardan beklemek problemi çözmeye yetmez. Anne baba olarak bizlerin de alacağı tedbirler ve yerine getirmesi gereken görevler var. Bunları da kısaca şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>• Çocukların okula gidiş-dönüş saatlerini, kimlerle arkadaşlık yaptıklarını, kimlerle nerelere gittiklerini ve ne zaman eve döneceklerini yakından takip etmemiz gerekir.</p>
<p>• Çocuk sapıkları daha çok av mekânı olarak tenha yerleri, çocuk parklarını, oyun ve eğlence salonlarını tercih ederler. Buralarda tek başına dolaşan, kontrolsüz, bilgisiz çocukları avlarına düşürürler. Bu sebeple çocuğun 24 saati anne babanın bilgisi ve kontrolü altında olmalıdır.</p>
<p>• Akrabalarımızdan, komşularımızdan, arkadaşlarımızdan biri veya büyük bir çocuk, çocuğumuza aşırı ilgi gösteriyor, çocuğumuz da bu ilgiden sıkılıyor ve rahatsızlık belirtileri gösteriyor ise sebebini araştırmalıyız.</p>
<p>• Çocuğa verilen hediyelerin nereden ve kimden geldiği araştırılmalı, sebebi bilinmeyen hediyelerden şüphe edilmelidir.</p>
<p>• Çocuğu spor ve müzik gibi özel bir etkinlik kursuna göndermeden önce kurumun ve ders verecek öğretmenin ciddiyeti ve güvenilirliği araştırılmalıdır.</p>
<p>• Çalışan anneler, çocuğunu teslim edeceği bakıcıyı veya kreşi çok iyi araştırmalı, teslim ettikten sonra da takip etmeli, çocuktan bakıcı veya kreş elemanları ile geçirdiği saatlerde neler yaptığı anlattırılmalıdır. Çocuk bakıcıdan korkuyor, onunla beraber olmak istemiyor veya kreşe gitmeyi reddediyorsa sebebi mutlaka araştırılmalıdır.</p>
<p>• Yatılı okullar da riskli alanlardır. Anne babadan uzak kalan çocuklar bütün sevgilerini bir arkadaş veya kendisinden büyük bir çocuk üzerinde yoğunlaştırabilir. Duygularını kontrol etmeyi bilmeyen, anne babası ile sıcak ilişkileri olmayan çocuklar, bu beraberliği sevdiği arkadaşına karşı cinsel istek duyacak kadar ileri götürebilir. Eğer bir çocuğun fazla arkadaşı yoksa, yani sadece bir arkadaşla yetiniyorsa ve her yerde o arkadaşıyla görülüyorsa bu beraberliğin arka planı araştırılmalıdır.</p>
<p>• Çocuğun internet kafelere alışmasına izin verilmemeli, gerekirse kendisine bir bilgisayar alınmalıdır. Bilgisayarda pornografik web sitelerine girmesi cyberpatrol, surfwatch, netnanny, cybersitter programlarından biri kullanılarak önlenebilir.</p>
<p>• Çocuğa hissettirmeden odası ve eşyaları aranmalı, pornografik yayınlar veya cd’ler bulunduğu zaman bunlara el koymadan, çocukla çatışmaya girmeden ve suçlayıcı sözler kullanmadan cinsel duygularını kontrol etmesi öğretilmelidir.</p>
<p>Sevimsiz bir konuyu işlemenin zorluğunu takdir edersiniz. Anne babalar çocuklarını cinsel konularda eğitirken aynı zorluğu yaşadıkları için beni daha iyi anlayacaklardır. Ancak çocuklarımızın ruh sağlığı ve geleceği adına her zorluğa katlanmamız gerekiyor. Bir meseleyi görmezden gelerek veya erteleyerek çözüme ulaştıramayız. Bu konuda iyimser olmanın da bir faydası yoktur. Elimizdeki cinsel taciz ve istismar vak’alarının çoğunda “Bu tür şeyler bizim ailemizde olmaz” diyen fazla iyimser anne babaların çocukları vardır.</p>
<p>Cinsel istismar konusunda en büyük bedeli, ihmalci ve iyimser anne babalar değil, bizzat çocuk ödemektedir. Böyle bir olayla karşılaşan anne babaların çoğu, deşifre olma (dile düşme) utancı ile, polise ve psikiyatra başvurmamakta, acısını kalbine gömerek olayı unutmaya çalışmaktadır. Anne babaların bunu yapmaya hakkı yoktur. İki sebeple hakkı yoktur. Birincisi, burada mağdur olan çocuktur, anne baba çocuk adına fedakârlık yapamaz. Cinsel istismara maruz kalan bir çocuk, istismarcının elinden kurtarılmaz ve psikiyatrik tedavi görmez ise, hasta bir kişilik kazanacak, sağlıklı bir evlilik yapamayacak, büyük ihtimalle alkol ve uyuşturucu batağına saplanacaktır. İkincisi, polise başvurulmaz, istismarcı yaptığının cezasını ödemez ise, eylemine devam edecek, başka çocukları da tuzağına düşürecektir.</p>
<p>Çocukların cinsel tacize maruz kalması toplumun ayıbıdır. Çünkü tacizciler ve istismarcılar bu toplumun içinden çıkmaktadır. Sağlıklı bir nesil yetiştirmek için aileler kadar eğitimciler de üzerine düşeni yapmalı, devlet de onlara yardımcı olmalıdır.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/cocuklarimizi-cinsel-tacizden-korumak-icin-ali-cankirili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneme ve babama mektup/Atalar Yörükoğlu</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/anneme-ve-babama-mektupatalar-yorukoglu.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/anneme-ve-babama-mektupatalar-yorukoglu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 20:46:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[abi]]></category>
		<category><![CDATA[abla]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Atalar Yörükoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bağırmak]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dinlemek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[örnek çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sesini yükseltmek]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=769</guid>
		<description><![CDATA[
Sevgili anneciğim ve babacığım,
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.

Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın.
Davranışlarımın sonuçlarını kendim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"><strong><img style="border: 0pt none; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm4.static.flickr.com/3288/2818342014_864c492782.jpg?v=0" border="0" alt="" width="400" height="266" /><br />
</strong>Sevgili anneciğim ve babacığım,<br />
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.<br />
<span id="more-769"></span></p>
<p>Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın.</p>
<p>Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın, kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?</p>
<p>Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum, ancak siz verdikçe almadan edemiyorum.</p>
<p>Bana yerli yersiz söz vermeyin. Sözünüzü tutmayınca size güvenim azalıyor.</p>
<p>Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem, ancak hiç kısıtlamayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.</p>
<p>Öğütlerinizden çok, davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın.</p>
<p>Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize sevgi ve saygınızın azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.</p>
<p>Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır.</p>
<p>“Ben senin yaşında iken&#8230;” diye başlayan sözleri hep kulak ardına atarım.</p>
<p>Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni korkutup sindirerek suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.</p>
<p>Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Beni destekleyin. Hiç değilse çabamı övün, bana güvendiğiniz belli edin.</p>
<p>Beni başkaları ile karşılaştırmayın, umutsuzluğa kapılırım.</p>
<p>Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın, yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. <span>Kızgınlığınızı</span> haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde mahcup durumlara düşürebilirim.</p>
<p>Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz, tersine beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınız görünce üzüntüm büyük olur.</p>
<p>Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler, size çok geldiyse birçoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.</p>
<p>Benden “örnek çocuk” olmamı istemezseniz ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.</p>
<p>Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi, ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.</p>
<p>Sevgilerimle&#8230;</p>
<p>Çocuğunuz</p>
<p>(Atalar Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı)</span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/anneme-ve-babama-mektupatalar-yorukoglu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖĞRENCİ PROBLEMLERİ /ALİ ÇANKIRILI</title>
		<link>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/ogrenci-problemleri-ali-cankirili.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/ogrenci-problemleri-ali-cankirili.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2009 21:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik ve Aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimci]]></category>
		<category><![CDATA[ev ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okul yöneticileri]]></category>
		<category><![CDATA[pedegoji]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=714</guid>
		<description><![CDATA[

 Nasıl Yaklaşmalıyız?
 
 Geçenlerde özel bir okulun öğretmenler toplantısına katıldım. Başarının artırılması için neler yapılması gerektiğini tartışıyorlardı. Bazı arkadaşlar disiplinsiz, sorumsuz ve tembel öğrencilerin okulla ilişkilerinin kesilmesi yönünde görüş bildirdiler. Gerekçe olarak bu öğrencilerin devamlı yalan söylediğini, sigara alışkanlıkları olduğunu, ders çalışmadıklarını, söz verdikleri halde bozuk davranışlar sergilemeye devam ettiklerini, diğer öğrencilere kötü örnek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"><img style="border: 0pt none; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm3.static.flickr.com/2395/2489469429_5553b7118f.jpg?v=0" border="0" alt="" width="400" height="278" /><br />
</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Nasıl Yaklaşmalıyız?</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Geçenlerde özel bir okulun öğretmenler toplantısına katıldım. Başarının artırılması için neler yapılması gerektiğini tartışıyorlardı. Bazı arkadaşlar disiplinsiz, sorumsuz ve tembel öğrencilerin okulla ilişkilerinin kesilmesi yönünde görüş bildirdiler. Gerekçe olarak bu öğrencilerin devamlı yalan söylediğini, sigara alışkanlıkları olduğunu, ders çalışmadıklarını, söz verdikleri halde bozuk davranışlar sergilemeye devam ettiklerini, diğer öğrencilere kötü örnek olduklarını ifade ettiler. Söz sırası bana geldiğinde dedim ki: “Arkadaşlar, biz eğitimciyiz. Öğrencilerimizin davranış bozukluklarına polis mantığı ile yaklaşmamız doğru değil. Kriminoloji (suç bilimi) açısından ‘Suç işleyen cezasını görmelidir’ mantığı doğru olabilir. Biz eğitimciyiz, öğrenci problemlerini bu yaklaşımla çözemeyiz. Bir öğrencim bana yalan söylediği zaman, onu suçlamam. Kendime, ‘Bu çocuk bana neden yalan söylüyor? Onu doğru söylemekten alıkoyan nedir? Neden bana güvenmiyor?’ sorularını sorarım. Nerede yanlış yaptığımı, neden bu çocukla sağlıklı bir iletişim kuramadığımı araştırırım. Yalan söyleyen öğrenciye ceza vermekle, arkadaşları önünde küçük düşürmekle, disiplin kuruluna vermekle problemi çözmüş olmam.”</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"><span id="more-714"></span><br />
</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Okullarda öğrenci problemlerini çözmenin en ideal yolu rehberlik servisini çalıştırmaktır. Çoğu okullarımızda rehberlik ve psikolojik danışmanlık servisi yoktur. Rehberlik hizmetini sınıf öğretmenleri yürütür. Okul yöneticileri rehberlik servisini lüks saydıkları için eğitim fakültelerinin rehberlik bölümünden mezun olan öğretmenler iş bulmakta zorlanıyorlar. Okul yöneticileri rehberlik servisinin gereğine inanmadıkları sürece öğrenci problemlerini çözmek mümkün değildir. Kendileriyle görüştüğümüz rehber öğretmenler, mesleklerine yeterince değer verilmediğini. psikolojik danışmanlıktan başka her işe baktıklarını, sekreter gibi görev yaptıklarını söylüyorlar. Onları dinleyince rahmetli Prof. Mümtaz Turhan hocamızın bir tesbiti aklıma geldi. O derdi ki: “Avrupalı gibi giyiniyoruz, Avrupalı gibi eğleniyoruz, Avrupalı gibi tüketiyoruz; ancak Avrupalı gibi düşünemiyoruz. Avrupalı gibi düşünmeyince, Avrupalı gibi üretemiyoruz, Avrupalı gibi buluş yapamıyoruz, taklitçi ve tüketici kalabalıklar olmanın ötesine geçemiyoruz.” </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Okuma tembeli bir milletiz. Gazete ve televizyon kültürüyle yetiniyoruz. Öğretmenlerimiz bile kendilerini geliştirecek meslekî yayınları takip etmiyorlar. Yeni öğretim metodlarından haberleri yok. Eski alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. Ders kitabının dışına çıkmıyorlar. Ev ödevleriyle çocukları bunaltıyorlar.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Anne Babalar Çocuklarını Tanımıyorlar</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Eğitimcilerimiz okuma tembeli olunca, anne babaların okuma tembeli olması gayet normal. Çocuk psikolojisi bilmeyen anne babalar, çocuklarına nasıl yaklaşacaklarını, nasıl diyalog kuracaklarını bilmiyorlar. Çocuklar aileden çok medyanın, arkadaş grubunun ve eğlence sektörünün tesiri altındadır. Linda ve Richard Eyre’ın yazdığı bir kitabın kapağında bir düşünüre ait şu sözler yer almaktadır: “Çoğu aileler çocuklarıyla iletişim kuramazlar, onlar sadece monolog yaparak vakit geçirirler.” Nedir monolog? Tek taraflı yaklaşım. Anne baba anlatır, çocuk dinler: “Sen adam olmazsın. Utanmadan bir de yalan söylüyorsun. Ne zaman ders çalışmaya başlayacaksın?” Anne babalar, bu suçlayıcı yaklaşımlarla çocuklarıyla kendi aralarında aşılması zor kalın bir duvar örerler. </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Çocuklarımıza yeterince zaman ayırmıyoruz. Onları dinlemiyoruz. Endişelerini, korkularını, sevinçlerini paylaşmıyoruz. Gece gündüz koşuşturmaktan, geçim kaygısından onlara ayıracak vakit bulamıyoruz. Neymiş efendim, onlar için çalışıyormuşuz, yemeyip yediriyor, giymeyip giydiriyormuşuz. Hayır, çocuklarımızın bizden istediği bu değil. Onları iyi bir okula göndermek, maddî ihtiyaçlarını karşılamak zaten bizim görevimiz. Çocuklarımız bizden sevgi, anlayış, ilgi bekliyorlar. Herşeye rağmen onlara değer vermemizi, adam yerine koymamızı, duygularını paylaşmamızı istiyorlar. Bunlar çocukların vazgeçemeyeceği ruhsal ihtiyaçlardır. Ancak ruhsal ihtiyaçları karşılanan çocuklar kendilerini güvende hissederler.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Rekabetçi bir dünyada yaşıyoruz. Zayıfa hayat hakkı yok. Yönetim ve ekonomi güçlülerin elinde. Üniversite ve iş imkânlarının kısıtlı olduğu ülkemizde gençler geleceklerinden emin değiller. Önlerine ulaşılması zor hedefler koyuyoruz. Ellerinden geleni yapıp yapmadıklarına bakmaksızın onlardan en iyisini istiyoruz. Çoğu bu kıyasıya yarıştan yorgun düşüyor, yarıştan çekiliyor, ruhsal bunalımlar geçiriyor. Karne intiharlarını duymayanımız yoktur. Çocuk neden canına kıyar? Çünkü anne ve babasının beklediği böyle bir karne değildir. Bu karne ile eve gittiğinde suçlanacak, aşağılanacak ve ceza görecektir.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Öğrencilerin çoğu, notlarını anne babalarına söylemezler veya gerçekte aldıklarından daha yüksek notlar söylerler. Yalanları ortaya çıkacağı için de veli toplantılarından nefret ederler. Sınavdan korkmayan öğrenci yoktur. Korkunun sebebi zayıf almak değil, anne babanın ve öğretmenin beklentisine cevap verememektir. </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Danışmanlık yaptığım özel okul, geçen hafta yeni alacağı öğrencilere bir genel sınav uyguladı. Sınavdan geçer not alan öğrenciler okula kayıt yaptırmaya hak kazanacaklar. Bir öğrenci velisi aradı, çocuğunun sınava katılıp katılmadığını sordu. Listeye baktık, çocuk sınava girmemiş. Veli bunu duyunca çok kızdı: “Nasıl olur,” dedi, “ben onu sınava gönderdim?” İşte size tipik bir öğrenci problemi. Sebebi çok basit: Çocuk, geçer not alamayacağı ve anne babasının beklentisine cevap veremeyeceği korkusuyla sınava katılmamış.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Kendileriyle görüştüğümüz çok az anne baba çocuklarından memnun. Daha “Nasılsınız?” demeden başlarlar yakınmaya: “Sorma hocam, notlar iyi değil. Aslında zeki bir çocuk, çalışsa yapar, ama çalışmıyor. Sorumluluk yok. Sıkıştığında yalan söylüyor. İyi arkadaş seçemiyor. Ne söylesek kızıyor. İki dakika oturup konuşamıyoruz. Biz böyle değildik. Nesil gittikçe bozuluyor. Bize bir akıl ver, ne yapmamız gerekiyor?” </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Neslin bozulduğu tezi doğru değil. Anne baba ile çocuklar arasında iletişim kopukluğu var. Ailede problemli yetişen çocuklar okulda da problem yaşıyorlar. Anne babalar, yaptıkları yanlışların farkında olmadıkları için, problemin okuldan kaynaklandığını zannediyorlar. Çocuğun yaratılıştan zeki olması başarıyı garantilemez. Aile içinde kazanılan duygusal zekâ da en az genetik (yaratılıştan gelen) zekâ kadar önemlidir. Duygusal zekâ, ancak sevilen, değer verilen ve destek gören çocuklarda gelişir.</span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: Palatino Linotype; font-size: small;"> </span></strong></em></p>
<p><em><strong><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"> Çocuğun temel eğitim kurumu ailedir. Ailenin veremediklerini ve ihmal ettiklerini okul veremez. Öğrenci problemleri ancak okul ve aile işbirliği ile çözülebilir.</span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/evlilik-ve-aile/ogrenci-problemleri-ali-cankirili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekat ve fitre</title>
		<link>http://www.rumma.org/islam/zekat-ve-fitre.html</link>
		<comments>http://www.rumma.org/islam/zekat-ve-fitre.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 19:20:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>rumma</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[fakirler]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[fıtır sadakası]]></category>
		<category><![CDATA[fitre]]></category>
		<category><![CDATA[hesaplamak]]></category>
		<category><![CDATA[hikmeti]]></category>
		<category><![CDATA[kaç]]></category>
		<category><![CDATA[kime]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesizler]]></category>
		<category><![CDATA[kuran kursu]]></category>
		<category><![CDATA[mal]]></category>
		<category><![CDATA[mülk]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksullar]]></category>
		<category><![CDATA[yolcu]]></category>
		<category><![CDATA[zarf]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rumma.org/?p=683</guid>
		<description><![CDATA[
Zekâtın                  Önemi 
İslâmın beş şartından dördüncüsü zekât vermektir.                  Hicretin ikinci yılında oruçtan önce farz olmuştur. Mal ile    ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"><strong><img style="border: 0pt none; margin: 4px; padding: 4px; background-color: #ffffff;" src="http://farm2.static.flickr.com/1145/1374914684_f320461c19.jpg?v=0" border="0" alt="" width="399" height="272" /></p>
<p>Zekâtın                  Önemi </strong></p>
<p>İslâmın beş şartından dördüncüsü <strong>zekât vermek</strong>tir.                  Hicretin ikinci yılında oruçtan önce farz olmuştur. Mal ile                  yapılan ibadettir.</p>
<p><strong>Zekât</strong>, dini ölçülere göre zengin olan müslümanların seneden seneye malının ve parasının kırkta birini fakir olan müslümanlara vermesidir. <strong>Zekât</strong>, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de namaz ile birlikte otuzyedi yerde geçmektedir. Zekâtın üzerinde bu kadar çok durulması onun dinimizde büyük önem taşıdığını göstermektedir.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: small; font-family: Palatino Linotype;"></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span id="more-683"></span>Zekâtın Faydaları</strong></span></p>
<p><strong>Zekât</strong>, kalbi cimrilik hastalığından, malı fakirin hakkından temizleyen, zenginlerde şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ibadettir. Zekât sayesinde fakirlerin kalbindeki haset ve kıskançlık ortadan kalkar. Kendilerine yardım eden zenginlere karşı sevgi ve saygı meydana gelerek toplumda birlik ve kardeşlik kuvvetlenmiş olur.</p>
<p>İslâm Dini, toplumun dertlerini tedâvi eden, ihtiyaçlarını karşılayan birçok esaslar getirmiştir. Allah&#8217;ın emri olan zekât, bir sosyal yardımlaşma sistemidir. Zekât malın büyümesini ve bereketlenmesini sağlar. Zekâtı verilen serveti, yok olmaktan, kötü insanların zararından Allah korur. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: &#8220;Mallarınızı zekât ile koruyunuz.&#8221;</p>
<p><strong>Zekâtı Kimler Verir ?</strong></p>
<p>Aşağıdaki şartları taşıyan kimseler <strong>zekât</strong> vermekle                  mükellef olur:</p>
<p><strong>1)</strong> Müslüman olmak,<br />
<strong>2)</strong> Akıllı olmak,<br />
<strong>3)</strong> Erginlik çağına gelmiş olmak,<br />
<strong>4)</strong> Hür olmak,<br />
<strong>5)</strong> Dinen zengin (yani aslî ihtiyaçlarından ve borçlarından başka &#8220;nisab&#8221; miktarı mala veya paraya sahip) olmak,<br />
<strong>6)</strong> Zekâtı, verilmesi gereken mal veya para:<br />
a) Nisab miktarına (yani 80.18 gr. Altın değerine) ulaşmış                  olmak,<br />
b) Sahibinin elinde tam bir kamerî yıl kalmış olmak,<br />
c) Hakikaten veya hükmen artıcı nitelikte olmak gerekir,</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Zekât verilecek kimseler şunlardır:</strong></span></p>
<p><strong>1) Fakirler:</strong> Dini ölçülere göre zengin sayılmayan, nisab                  miktarı malı olmayan kimselerdir.</p>
<p><strong>2) Yoksullar:</strong> Hiçbir şeyi olmayanlar.</p>
<p><strong>3) Borçlular: </strong>Borcundan fazla nisab miktarı mala sahip                  olmayanlar.</p>
<p><strong>4) Yolcu:</strong> Memleketinde malı olduğu halde yolda parasız kalan, elinde bir şey bulunmayan kimselerdir. (Bunlara memleketlerine varacak kadar zekât verilebilir.)</p>
<p><strong>5) Allah Yolundakiler:</strong> Bunlar cihad veya hac için yola çıkıp parasız kalanlar ile işini gücünü bırakıp kendisini ilme vermiş olan kimselerdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Zekât Verirken Şu Sırayı Gözetmeli: </strong></span></p>
<p>Önce kardeşler, kardeş çocukları, amca, hala, dayı ve teyze, sonra diğer akraba ve komşular, bunlardan sonra mahallesinde ve oturduğu memleketteki fakirler. Aldığı zekât parasını günah yolunda harcayacak veya israf edecek olan kimselere değil, gerçek ihtiyaçları için harcayan fakirlere vermek daha iyidir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Zekât Kimlere Verilmez ?<br />
</strong></span><br />
<strong>1)</strong> Ana, baba, büyük ana ve büyük babalara,<br />
<strong>2)</strong> Oğluna, oğlunun çocuklarına,kızına, kızının                  çocuklarına ve bunlardan doğan çocuklara,<br />
<strong>3)</strong> Zenginlere,<br />
<strong>4)</strong> Müslüman olmayanlara,<br />
<strong>5)</strong> Karı-koca birbirlerine.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Fıtır Sadakası</strong></span></p>
<p>Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisab miktarı malı (80.18 gr. altın) veya onun değerinde parası olan müslümanın fıtır sadakası vermesi vacipdir. Buna kısaca &#8220;Fitre&#8221; denilir. Fıtır sadakasının vacip olması için zekâtta olduğu gibi malın üzerinden bir yıl geçmesi ve artıcı nitelikte olması şart değildir.</p>
<p>Fitre, Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadakadır. Bayramdan önce verilmesi iyidir. Bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin, hem kendisinin, hem de erginlik çağına gelmemiş olan çocuklarının fitrelerini vermesi vaciptir.</p>
<p>Fitre Şu Dört Cins Yiyecek Maddesinden Aşağıdaki Miktarlarda                  Verilir:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Cinsi: Miktarı:</span><br />
<strong>1– </strong>Buğday 1460 Gram<br />
<strong>2–</strong> Arpa 2920 Gram<br />
<strong>3–</strong> Kuru üzüm 2920 Gram<br />
<strong>4–</strong> Hurma 2920 Gram</p>
<p>Bu gıda maddelerinin kendileri verilebileceği gibi para olarak değerleri de verilir. Hangisi fakirin yararına ise onu vermek daha uygundur. Bir fitre yalnız bir fakire verilir, ikiye bölünmez. Bir fakire birden fazla fitre verilebilir. Fitre niyet edilerek verilir. Ancak bunun fitre olduğunu fakire söylemek gerekmez. İçinden niyet etmesi yeterlidir.</p>
<p>Zekât hangi fakirlere verilirse fitre de onlara verilir. Bir özürden dolayı ramazanda oruç tutmayanlar da, nisap miktarı mal veya paraya sahip iseler fitrelerini vermekle yükümlüdürler.</p>
<p>Varlıklı müslümanlar fitre vermek suretiyle fakirlere bayram sevincini tattırırlar. Böylece, hem borcunu ödemiş, hem de sevap kazanmış olurlar. Fitre vermek, orucun kabul edilmesine, ölümün şiddetinden ve kabir azabından kurtulmaya vesile olur.</p>
<p><strong>Peygamberimiz şöyle buyuruyor:<br />
« İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyden dolayı kapanmayıp sevap yazılmasına devam edilir. (Bunlar:)<br />
Sadaka-ı cariye,<br />
(Öldükten sonra devam eden hayırlı eser) yararlı bir ilim,<br />
Kendisine dua eden evlât »</strong></span></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rumma.org/islam/zekat-ve-fitre.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
