Bizim cumalarımız bayram mı..

Bizim cumalarımız bayram mı..
23 Ekim 2009 tarihinde eklendi, 200 kez okundu.

BİZİM CUMALARIMIZ
MEHMET IŞIK

Cuma günü ve namazı, Sahabe-i Kiram ve onların yolunu takip eden müslümanlar tarafından bizim anladığımızdan daha farklı anlaşılıyordu. Özel bir gün, bir bayram olarak yaşanıyordu. Günümüzde ise Cuma günü ve namazı, başka birçok mukaddes vazife gibi aradan çıkartılması gereken bir alışkanlık, bir yük. Maalesef böyle görülmekte, böyle uygulanmakta.

Evimizden, işyerimizden apar topar ayrılıp, en yakın camide boş bulduğumuz bir safa giriyoruz. Sağımızda solumuzda birlikte safa durduğumuz müslümanın kim olduğuna bile bakmadan, bir acele namaz kılıp, bir koşu işimize dönüyoruz. Oysa Cuma günü İslâm’ın bayram ilan ettiği bir gün.

Bizler, inananlar olarak, çok sonradan ortaya çıkan bu anlayışa elbette mecbur ve mahkûm değiliz, en azından kendimiz için bir hal çaresi bulabiliriz. Gücümüz, imkanımız ölçüsünde Cuma gününü ve Cuma namazını layıkı veçhile yaşayabiliriz.

Her hafta bir bayram

Cuma, günlerin en faziletlisi, haftalık bayramımız. Haftada bir gün bayramı olan başka kim var?

Rasul-i Ekrem s.a.v.’in bu günle ilgili tavsiyeleri bulunuyor. Sahabe-i Kiram’dan günümüze, müslümanlar hep bu tavsiyeleri hayat tarzı haline getirme gayreti içinde olmuşlardır. Bugün ve her devirde geçerli bu tavsiyelere göre:

Perşembe günü güneş batımından itibaren cuma günü başladığı için müslümanların evlerinde o gece ve ertesi günün cuma vaktine kadar herhangi bir zamanda haftalık temizlik yapılır.

Sünnet-i Seniyye’ye uygun her türlü vücut bakımı ve temizliği, saç-sakal ve bıyık bakımı, tırnakların kesilmesi ve diş temizliği yapılır, tepeden tırnağa boy abdesti alınır.

Her müslümanın en azından haftada bir ve özellikle Cuma günü bu temizliği yapması gerektiği Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz tarafından o kadar istenmiştir ki, bazı alimlerimiz Cuma günü banyo yapmanın farz olduğu kanaatine bile varmışlardır. Bu temizliğin sünnet olduğu ise alimlerin çoğunluğunun görüşüdür. Cuma gününe mahsus güzel elbiseler giyilmesi, güzel kokular sürünülmesi de Efendimiz s.a.v.’in tavsiyeleri arasındadır.

Güne bu temizlikle başlayan müslümanın , karş ıla ştığı kardeşlerine sevgiyle selam verip alması, tebessüm etmesi, hal-hatır sorup gönül alması, sadaka olarak addedilen sevaplı davranışlardır. Bu hal, aslında müslümanın her zamanki hali olması gerekir.

Cuma gününde ise bayrama özel bir hazırlıkla yola çıkıldığı, biraz sonra cuma namazında yüzlerce kardeşiyle omuz omuza, gönül gönüle birlikte secdelere kapanacağı için, her zamankinden başka bir co ş kuyla , muhabbetle selamlaşır. İzzet ve ikram bu günde çoğaltılır.

Kalbi uyanık, dünya tarafından içerilmemiş müslümanlar , ertesi Cumaya kadar nice günahlara kefaret olacak olan bu Cuma gününü, guslüyle, güzel giyimiyle, namazıyla, duasıyla, salât u selamıyla, izzet ikramıyla en iyi şekilde geçirmeye çalışır. Bayram günü olduğu için yenilip içilmesi gerekir. Efendimiz s.a.v. tek olarak sadece Cuma gününde nafile oruç tutulmasını büyük bir ihtimalle bu yüzden hoş karşılamamıştır.

Manevi kazanç vesileleri

Cuma namazı yaklaştığında mümkün olduğunca erkenden camiye gitmek çok faziletlidir.

Camileri temizleyip kokulandırmak, sünnete uygun görülmüştür.

Cuma günü Kehf Suresi’ni okumak, sabah namazında Secde ve Dehr Sureleri’ni, Cuma namazında ise Cum’a ve Münafikûn ya da A’lâ ve Gâşiye Sureleri’ni okumak, sünnet-i nebeviyyedeki tavsiyeler arasında yer almıştır.

Cuma günlerinde çokça dua etmenin, zikir ve salâvat okumanın fazileti hakkında da bir çok hadis mevcuttur.

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı zikre koşun ve alışverişi bırakın…” (Cuma, 9) ayeti ile Yüce Mevlâ, Cuma namazı esnasında alışveriş ve benzeri bir dünya işiyle meşgul olmayı yasaklamıştır. İç ezanın okunmasından namazın bitmesine kadar böyle bir işle meşgul olmanın hükmü, Hanefî alimlerine göre tahrimen mekruh, diğer alimlere göre haramdır.

Bir de cuma günü yolculuğa çıkma konusunda bir hususa dikkat etmek gerekir. Cuma günü, Cuma namazı vakti girdikten sonra namazı kılmadan yolculuğa çıkmak Hanefî mezhebinde mekruh, Malikî’de haram kabul edilmiştir. Vakit girmeden çıkmayı ise caiz görmüşlerdir. Şafiîler ile Hanbeliler’e gelince, onlar ister vakit girsin ister girmesin, Cuma namazını kılmadan yolculuğa çıkmanın haram olduğu kavlini benimsemişlerdir. Ancak sabah fecirden önce yolculuğa çıkmakta bir sakınca görmemişlerdir. Bir de Cumayı yolda kılma imkanının olması veya hac yolculuğu gibi dinî bir vecibenin bulunması halinde yolculuğa çıkmanın caiz olduğunu ifade etmişlerdir.

Camiye girildiğinde iki rekât “ tahiyyetü’l – mescid ” yani mescit namazı kılmak sünnettir. Sahabe-i Kiram Cuma namazına gittiklerinde bu namazı kılarlardı. Bütün İslâm alimleri bu namazın kılınmasının sünnet olduğunda ittifak etmişlerdir. Hasan Basrî ve İmam Şafiî gibi müctehitlere göre, hutbe esnasında camiye giren müslümanın bile bu namazı biraz kısa tutarak da olsa kılması gerekir. Ebu Hanife, İmam Malik ve Süfyan es- Sevrî gibi müctehitler ise, hatibin hutbeye çıkmasından sonra namaz kılmanın mekruh olduğunu, tahiyyetü’l -mescidin hutbeye çıkıncaya kadar kılınabileceğini ifade etmişlerdir.

Cuma namazı ile birlikte…

Cumanın farzından önce, tahiyyetü’l-mescidin dışında dört rekât olarak sünnet namaz kılınır. İmam minbere çıkıp oturur ve müezzin kalkıp iç ezanı okur. Hutbe sessiz ve dikkatli bir şekilde dinlenir. Hatta konuşan bir kimseyi ikaz etmek için bile konuşulmaz. Cumanın farzından sonra, tekrar dört rekât sünnet namazı kılınır. Bir rivayete göre bundan başka iki rekat daha namazın kılınması sünnettir.

Alimlerimiz , Cuma namazı ile ilgili rivayetleri değerlendirmişler ve bu rivayetlerden kaynaklanan bazı tereddütleri ortadan kaldırmak için Cuma namazından sonra şöyle uygulamalara gitmi ş lerdir : Hanefî müctehitlerinin bir kısmı, Cumanın son sünnetini kıldıktan sonra, “vaktine yetiştiğim halde henüz üzerimden düşmeyen son öğle namazını kılmak” niyetiyle zuhr-i âhir isminde dört rekâtlık bir namazın kılınmasını tavsiye etmişlerdir. Şafiî ve Hanbelî alimleri ise, zuhr-i âhir yerine o günün öğle namazının kılınması gerektiğine kani olmuşlardır.

Cuma namazını, Rasul-i Ekrem s.a.v.’in tatbikatında olduğu gibi sünnetleriyle eda ettikten sonra, hangi mezhebe göre amel ediyorsak, o mezhebin ictihadına uymamız en selametli yoldur. Hatta başka yol yoktur.

Rasul-i Ekrem s.a.v.’in sünnetinde ve Sahabe-i Kiram’ın uygulamasındaki Cuma günü ve namazının sıcaklığı, müslümanları ertesi Cumaya kadar taşıyordu; âdeta bütün bir haftaya ışık oluyordu. O sıcaklığı bizim de yaşamamız dileğiyle…

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git