Çocuklarda din duygusunun gelişimi

Çocuklarda din duygusunun gelişimi
Ali Çankırılı

DİN BİLGİSİ soyut kavramlarla açıklanabildiği için akademik zekâdan çok duygusal zeka ile kavranmaktadır. Embriyoloji alanında yapılan son araştırmalar, duygusal zekânın ana rahminde gelişmeye başladığını göstermektedir. Bilgisayar destekli gelişmiş elektronik araçlarla ana rahmindeki fetus (cenin) üzerinde yapılan araştırmalar, ana rahmindeki bebeğin, annenin moral ve ruhsal durumunu algıladığını ve bundan etkilendiğini ortaya koymuştur.

Yeni evlenmiş, birbirini seven, sağlıklı ve mutlu bir çift düşünelim. Genç anne adayı hamile olduğunu öğrendiği gün bunu mutluluk ve sevinçle karşılayacak, doğacak bebeği için güzel hayaller kuracak, bundan ruhsal bir haz alacaktır. Annenin sevinci ve ruhsal hazzı, cenin tarafından hissedilecek; bu da duygusal gelişimini olumlu yönden etkileyecektir.

Daha ana rahminde iken annenin moral ve ruhsal durumundan etkilenen bir bebeğin, doğduktan sonra etkilenmemesi düşünülemez. Annenin ve babanın bebeği kucağına alması, sevmesi, hayır duada bulunması, ilim sahibi biri tarafından kulağına ezan okunması, isim verilmesi, kurban kesilmesi, sadaka dağıtılması, evde bir sevinç atmosferi oluşması bebek tarafından mutlaka algılanacaktır.

Güven duygusunun önemi

Ana rahmini terk eden yeni doğmuş bir bebek, “anneden ayrılma anksiyetesi” dediğimiz yeni hayata adapte olamama sıkıntısı yaşar. Ana rahmindeki o mutlu ve lüks hayat bitmiş; yeni ve alışık olmadığı bir hayata adım atmıştır. İçinde yüzdüğü ve darbelerden korunduğu o ılık sıvının yerini, şimdi kuru bezler almıştır. Acıkmakta, altı kirlenmekte, sesten, ışıktan, soğuktan ve sıcaktan rahatsız olmaktadır. Ağlamaktan başka elinden bir şey gelmez.

Ancak ne zaman ağlasa ve korku ile titrese, kendisini saran şefkâtli kollar, yanağına öpücük konduran sevgi dolu dudaklar olduğunu hissetmeye başlar. Acıktığında süt veren memeler, altı kirlendiğinde temizleyen eller vardır. Bu yabancı dünyada yalnız ve sahipsiz değildir. Onu koruyan, ihtiyaçlarını yerine getiren, seven, değer veren biri vardır. Bunu hissettikçe korkunun yerini güven duygusu almaya başlar. Annesinin şefkâtli kollarında kendisini güvende hisseder; gülücükler dağıtarak ve kuş diliyle cıvıldayarak mutluluğunu dile getirir.

Araştırmalar, doğumdan sonra çeşitli sebeplerle anneden ayrı kalan çocuklarda güven duygusunun gelişmediğini; annenin yerini alacak bir kadın bulunamadığı zaman çocukta ruhsal çöküntü başladığını göstermektedir. Çocuk esirgeme kurumunda çok iyi bakılıp beslense dahi, duygusal ve sosyal gelişimi yaşıtlarına göre geri kalmaktadır. Bu sebeple ilk üç yıl anne-çocuk beraberliği çok önemlidir. İlk üç yılını anne sevgisinden ve şefkatinden yoksun geçiren bir çocukta güven duygusu gelişmediğinden, kendisine gösterilen sevgiye karşılık veremez. Duygusal yönden geri kalmış bir çocuğa “Allah çocukları çok sever,” demeniz bir anlam ifade etmez.

Baba ve Allah inancı

Güven duygusunun gelişmesinde babanın rolü de çok önemlidir. Güçlü biri tarafından korunduğunu bilmesi çocuğun korkularını azaltır. Her çocukta babanın gücünü abartma eğilimi vardır. Bu güce sığınarak kendini güvende hisseder. Baba şefkâtinden ve korumasından mahrum büyümüş bir çocuğa, “Allah çocukları her türlü tehlikelerden korur,” demeniz fazla bir anlam taşımaz.

Çocuklar, okul öncesinde babalarını dünyanın en güçlü, en bilgili ve en maharetli insanı olarak tasavvur ederler. Her çocuk babasının gücü ile övünür. “Benim babam senin babanı döver,” derken çok samimidir. Bunu söylerken bir anlamda “Beni her türlü tehlikelere karşı koruyan bir babam var. Babam varken kimse bana zarar veremez” demek istemektedir.

Anne çocuğuna Allah’ın dünyayı ve insanları yarattığını, her şeyi bildiğini ve her şeye gücü yettiğini anlatırken çocuk sorar: “Anne Allah babamdan daha mı güçlüdür?” Anne cevap verir: “Evet çocuğum, Allah babandan daha güçlüdür. Allah’tan daha güçlü bir şey yoktur. Dünyayı, üzerindeki bütün canlıları, güneşi, yıldızları yaratan Allah’tan daha güçlü kimse yoktur.”

Çocuk babanın her şeyi bilmediğini ve her şeye gücü yetmediğini anlamaya başladığı zaman “babanın gücüne sığınma” ihtiyacı “Allah’ın gücüne sığınma” ihtiyacı ile yer değiştirecektir.

Baba ve Allah korkusu

Baskıcı ve katı kuralcı ailelerde, baba korkusu ile büyümüş çocuklarda Allah sevgisinin gelişmediği görülmektedir. Çocuk nazarında baba ve Allah, otoriteyi temsil eden, kural koyan, terbiye eden ve cezalandıran birer güçtür. Babayı sevmeyen, ancak ondan korkan bir çocukta, Allah inancı sevgiye değil korkuya dayalı olacaktır. Bu yüzden anneler çocuğu terbiye etmek için baba ve Allah’la (cehennemle) korkutmamalı.

Çevirisini yaptığım Çocuğu Kötü Eğitmenin Yolları—Yengeç Kitap isimli bir eğitim klasiğinde Salzmann “Çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları” başlığı altında çocuklarını korku ile eğiten bir anneyi anlatırken şöyle der:

“Çocuklarına söz geçiremeyen aciz bir anne tanımıştım. Bu kadın, zorda kalınca, çocuklarını üç şeyle korkuturdu: Baba, öcü ve Allah.

Çocuklar oynarken gürültü yapıp söz dinlemediği zaman hemen birinci silahını kullanırdı: “Akşam babanız gelsin, siz görürsünüz! Temiz bir dayak yiyin de aklınız başınıza gelsin.”

Küçük çocuk yatağa gitmekte zorluk mu gösteriyor? Hemen ikinci silah devreye girerdi: “Çabuk yatağına, yoksa öcüler gelir seni yer!”

Annelerine itiraz mı ettiler, kazara ağızlarından kötü bir söz mü çıktı? Üçüncü silahı hazırdı: “Allah, annelerine karşı gelen ve kötü söz söyleyen çocukları cehenneminde yakar!”

Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Çocuklar Allah’tan, babadan ve öcüden aynı derecede nefret eder oldular.”

Allah korkusu

sevgiye dayalı olmalı

Yanlış bir davranışta bulunan çocuklar, sadece anne babadan ceza alacağı için korkmaz. Anne baba tarafından sevilen ve değer verilen bir çocuk yanlış yaptığı zaman onların sevgisini ve güvenini kaybetmekten korkar. Bu korku ile yanlış yapmamaya çalışır. İşte Allah korkusu da böyle sevgiye dayalı bir korku olmalıdır. Allah’ın bütün yaratıklara karşı şefkatli olduğu (Rahim ve Rahman), özellikle küçük çocukları çok sevdiği anlatılırsa; çocuk Allah’ın cehenneminden korktuğu için değil, sevgisini kaybetmemek için kötü şeyler yapmamaya çalışacaktır.

Bir anne çocuğuna, “Allah çocukları çok sever,” dediğinde çocuk sordu:

—“Yaramazlık yaptığım zaman da mı?”

Anne soruya soru ile cevap verdi:

—“Sen bir yaramazlık yaptığın zaman hoşuma gitmiyor, üzülüyorum, ama yine de seni seviyorum değil mi?”

—“Evet.”

—“İşte Allah yaramazlık da yapsalar çocukları sever. Sözümü dinlemeyip yaramazlık yaptığın ve beni üzdüğün zaman gönlümü almak için ne yapıyorsun?”

—“Özür diliyorum.”

—“Ben de seni affediyorum, değil mi?”

—“Evet.”

—“Allah’ın hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığın zaman “Özür dilerim Allah’ım, beni affet” diye dua edersen Allah da affeder. Allah özür dileyen çocukları daha çok sever.”

Çoğu anne baba kıskançlık, haset, kin ve öfke gibi duyguların kötü duygular olduğunu, Allah’ın bu duyguları taşıyanları sevmediğini söyleyerek çocukların kendilerini suçlu ve günahkâr hissetmelerine yol açmaktadır. Bu duyguların Allah tarafından bizi sınamak için verildiğini, onlarla baş ettiğimiz ve kontrol altına aldığımız zaman meleklerin bize sevap yazdığını anlatmalıyız. Böylece hem bu duyguların varlığını kabûl ettiğimizi hem de onlarla nasıl baş edeceğimizi öğretmiş oluruz.

Tabiatla dost olan kendiyle dost olur

İnancımıza göre topraktan geldiğimiz için topraktan ne kadar uzaklaşırsak kendimize o kadar yabancılaşırız. Büyük şehirlerde, çok katlı apartmanlarda, dört duvar arasında sıkışıp kalmış, ayağı toprağa basmayan, bahçelerde ve kırlarda yalınayak koşturmayan, sokakta arkadaşlarıyla oynamayan çocuklar duygusal ve sosyal yönden gelişemez; soluk benizli, sinirli ve geçimsiz olurlar.

Toprak ve su hayat demektir. Bu yüzden çocuklar toprakla ve suyla oynamayı çok sever. Bazı anneler üst başları kirlenecek endişesi ile çocukların toprakla oynamalarına izin vermezler. Kimi anneler de çocukların sokağa çıkmasına izin verirken üst başlarını kirletmemelerini, çamurlu sulara basmamalarını sıkı sıkıya tembih ederler. Yağmur yağarken bazı annelerin balkondan veya pencereden çocuklarına “Çabuk eve gir, ıslanacaksın!” diye bağırdıklarını duyarız. Yağmurla ıslanan toprağın kokusunu acaba kaç çocuk hissetmiş ve içine çekmiştir? Yağmurdan sonra toprağın yüzüne çıkan solucanları izlemek çocukları çok heyecanlandırır.

Araştırmalar çocuklara hayvan korkusunun (zoophobia) özellikle anneler tarafından aşılandığını göstermektedir. Çocuk sokakta gördüğü minik bir kedi veya köpek yavrusuna yaklaşıp okşamak istediğinde anne çığlığı koparır: “Dokunma o pis hayvana!” Annenin acı sesini duyan çocuk korku ile irkilir. Anne: “Sakın dokunma, seni ısırır, mikrop kapar, hasta olursun. Allah korusun, ya bir de kuduzsa…” diyerek olayı iyice dramatize eder, çocuğun korkusunu pekiştirir. Kuduzun öldürücü bir hastalık olduğunu anlatmayı da ihmal etmez. Zavallı çocuk korkudan titremeye başlar. Gece rüyasında kendisine saldırıp ısıran kedi ve köpek yavruları görür.


Çocuklar piknikte veya kır gezmesinde rengârenk açan yaban çiçeklerine, çimenlerin üzerinde yürüyen böceklere, tırtıllara, uçan kelebeklere ve kuşlara büyük ilgi duyarlar. Ancak kuşkucu anneler böceklerin ve çiçeklerin zehirli olabileceği endişesiyle çocukları korkutarak bu ilgiden de mahrum bırakırlar.

Sudan, topraktan, çiçekten, böcekten, evcil hayvanlardan, kısacası tabiattan uzak büyüyen çocuklarda duygusal zekâ gelişmez. Bu çocuklara tabiatın güzelliğini, estetiğini ve Allah’ın bir sanatı olduğunu anlatmanız çok zordur.

2 Cevap

  1. 2,5 yaşında olan bir kız annesiyim..ve nasıl yaparım dediğim bu konuda bana fikir veren bu güzel yazıyı paylaştığın için çok sağol..kesinlikle çocuklara korkutarak değil sevdirerek anlatmalıyız yaradını..

  2. Cok guzel bir yazi, paylastiginiz icin cok tesekkurler! Baski ve zorlama ile hicbir zaman bir yere varilmiyor, yas kac olursa olsun…